MHP KİMSEYE KUYRUK OLMAZ HERKESE ÖNCÜ OLUR

Son yazdığı kitaplarının basımı biten ve bunların dağıtımı telaşı içinde olan Sıtkı Şeremetli ile uzun bir röportaj yapalım istedim. Hem uzun araştırmalar sonucu hazırlanan “Türkiye’de Sosyalist ve Komünist Faaliyetlerin100 Yılı” ve “Çizgi” adlı iki kitabı konuştuk, hem de ülke meselelerini… Tabi çok uzun bir süredir Ülkücü MHP hareketinin içinde bulunan Sıtkı Şeremetli’nin söyleyecek çok şeyi vardı. Yine oturduk aklımıza gelenleri sorduk ve spontane cevapları aldık. Saatlerce sürebilirdi, ama belli bir sınırda tuttuk. Anlattıkları 40 yıldan fazla bir zaman içinde gerçekleşen yaşananlardı. Bunların aslında her dönemi uzun uzun bir kitap olabilecek yaşanmışlıklar. Bu geçen günlerden damıttığı tecrübelerini anlatmasını istedik. Hem bilgi birikiminin yansıtıldığı, hem de içinde mesajların olduğu bir söyleşi oldu. Aslında tabii Sıtkı Şeremetli bu ve benzeri düşüncelerini gazete yazılarıyla da sık sık dile getiriyor. Biz de bir söyleşiyle gazeteye alalım istedik. Özellikle 40 yıldır aynı inançla sürdürdüğünü belirttiği “Dava” konusundaki tespitleri çok önemli. Yaşanan her şey geçiyor, yazılanlar ve kitaplar o dönemleri anlatan çok önemli belgeler olarak kalıyor. Dönem dönem anlatılmasının yararlı olacağına inandığım uzun söyleşilerin mutlaka yapılması gerektiğini belirtmekte de fayda var…
Bu haber 2017-11-23 01:40:13 eklenmiş ve 190 kez görüntülenmiştir.

DAVA İNANCI NEDİR?

      Kitaplara ve gündeme gelmeden önce sizin sürekli olarak üstüne basa basa vurguladığınız bir dava olgunuz var. Bununla başlayalım istiyorum. Nedir bu dava? Dava bilinciniz ve inancınız nedir?

     -Bizim dava inancımız Türk Milliyetçiliğine dayalı; vatan, millet, devlet ve bayrak sevgisinin özüne dayanır. Şimdi özellikle gençlik yıllarımızda bu fikirlerin inanç çerçevesinde, fikirleri savunan hangi kurum, teşkilat ve parti vardır. Önce bunun arayışı içerisinde olduk. Tabii özellikle lise ve üniversite yıllarımızda da bütün bu kafamızdan geçen inanç ve fikirlerimize en uygun ortam Ülkü Ocakları oldu. Bu yüzden daha ortaokul son sınıflarındayken Ülkü Ocaklarına gönül verdik. Tabii gönül vermek demek, siyasi platform içerisinde de Milliyetçi Hareket Partisine gönül vermek anlamına geliyordu, çünkü Türk Milliyetçilerinin ülkücülüğünün siyasi anlamda tek temsilcisi her zaman MHP olmuştur. Bizim bu inanç hareketine katılışımız tabii ki, ülkücülük sevdasıyla olurken, Alparslan Türkeş’in merhum büyük devlet adamlığı, kişiliği ve ideolojik sistemi ve yapısı, gençlere verdiği öğütler elbette ki hep öncülüğümüz oldu. Bunun için öğrencilik yıllarımızda ülkücü olduk ve bunun mücadelesini verdik. Özellikle üniversite yıllarında da Türkiye’de bir karabulut vardı. Sadece Türkiye’de değil, Dünyada da esen… Neydi bu rüzgâr? Bu rüzgâr Marksizm, sosyalizm ve komünizmdi. Nasıl bugün bütün dünya küresel güçleriyle, PKK’sıyla DEAŞ’ıyla FETÖ’süyle, Türkiye’yi yok etmeye çalışıyorsa; o zaman da Türkiye’yi yok etmek için, demir perde ülkelerine bağlamaya çalışan geniş bir Marksist örgütler grubu vardı. İşte Ülkücüler sadece ve sadece Türkiye’nin varlığı için o dönemde, böyle bir harekete de karşı çıktılar. Allah’ıma bin şükürler olsun ki böyle bir hareketin içinde ben de yer aldım. Ha, bunun bedeli ne oldu? Bunun bedeli, bana göre verdiği mutluluğun yanında ne olursa olsun, ne kadar acı olursa olsun, bir hiçtir. Dediğim gibi ülkücü olarak gençlik yıllarımdan itibaren hayata başladım ve daha sonra da MHP’nin saflarında İl Başkanlığı gibi aktif görevler aldım.  

     BUGÜN TEHLİKE NEDİR?

     Peki, siyasi boyuta gelmeden önce, bu dava ile ilgili o günlerde ben hangi cümleleri kurduysam ve nasıl hareket ettiysem, aynı cümleler ve hareketleri bugün de gösteriyorum mu diyorsunuz? Çünkü burada 40 yıl gibi bir süre geçmişliği var. 

     -Şimdi bakın Ramazan kardeşim… Ortada çok ilginç bir gerçek var. 40 yılda mutlaka insanların fikirlerinde değişiklikler olur. Hatta insanlar fikirlerini terk ederler. Mesela demin bahsettiğim, Marksist ve komünist hareketler vardı. Demir perde ülkeleri vardı, orda da bu anlamda faaliyet gösteren gençler vardı. Daha sonra bu fikirler iflas etti. Bir ütopya olan Komünizm ve demir perde çöktü. Şimdi o dönemde mücadele eden insanlar ve gençleriyle bugün sohbet imkânı buluyoruz. Hepsinde büyük bir hayal kırıklığı var. Neden hayal kırıklığı var? Bir hayalin ve ütopyanın peşinde koştuklarını gördüler. Gittikleri yolun yanlışlığını gördüler. Tabii o dönemde yaptıkları fedakârca çabaların da ne kadar boş olduğunu gördüler. Biz bu anlamda şanslıyız. Mesela bize o dönemde derlerdi ki, siz komünizmle mücadele derneği misiniz, değilsiniz. Siz bir reaksiyon hareketisiniz. Peki, yarın komünizm biterse ülkücü hareketin ve MHP’nin görevi biter mi? Şeklinde sorularla karşılaşırdık. Bizler bir aksiyon hareketiyiz. Biz herhangi bir fikre kişiye kuruluşa karşı bir reaksiyon hareketi değiliz. Biz Türk’ün ve Türkiye’nin varlığı, İslam’ın var olması için mücadele eden bir nesiliz. Yarın komünizm de çökebilir. Yarın Türk düşmanı olan bu ideoloji yıkılabilir ama dönün iki bin küsur yıllık Türk tarihine bakın, her dönem Türk’ün farklı isimde düşmanları olmuştur. Bu komünizm çöktüğü zamanda Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlığını yok etmeye çalışan başka öğeler çıkacaktır. Çünkü biz hep söyledik ve söylüyoruz ki, dünya tarihi ve bugün yaşadığımız tarih, milletler mücadelesidir. Yani bir kısım grupların iddia ettiği gibi sınıflar mücadelesi yahut da bireysel ferdiyetçi kapitalist bir mücadele değildir. Bu anlamda biz bu milletler mücadelesinde Türk milletinin yanında olmaya yemin etmiş inancın insanlarıydık ve nitekim görüyoruz, aradan geçen 40 yıl sonra komünizm çöktü ama yeni düşmanlar ortaya çıktı. Nedir, şimdi bugün de küresel emperyalizm var. Bakın son dönemde yaşadıklarımıza: Avrupa Birliğinin içinde bulunan bütün unsurlar Haçlı zihniyetiyle, Türk’ün varlığına karşı saldırıda bulunuyorlar. Bakın küresel güçlerin en süperi olan Amerika Birleşik Devletlerine, bütün saldırısı Türkiye’ye karşıdır. Dün Marksistler vardı, bugün PKK var. DEAŞ var FETÖ var. Yani örgütlerin ismi değişse de, hedefleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti olan farklı örgütler var. Dün gençlik yıllarımızdan itibaren Türkiye’ye karşı olan güçlere karşı nasıl mücadelemiz sürdüyse, bugün bu yeni unsurlara karşı da ülkücülerin, Türk Milliyetçilerin, MHP’lilerin mücadelesi devam etmektedir. Yani bu 40 yıllık süreçte düşmanlarımızın ismi değişse de Türkiye’ye karşı düşmanlık hiçbir zaman değişmemiştir. Türkiye’ye karşı düşmanlık kalkmadığı sürece de Ülkücü hareketin, MHP’nin varlığı devam edecektir. 

     Dava dediğimiz olgu; Ülkeye ve Türklüğe karşı olanlarla mücadeledir. Bizim davamız budur diyorsunuz. 

     -Bizim dava bilincimiz Türk-İslam ülküsüdür. Türkiye’nin varlık kavgasıdır. İslam’ın yüceltilmesi davasıdır. Biz Müslüman Türk Milletiyiz. Türk şanlı bir millettir, Türk güçlü olursa İslam’ın sancağı da ayağa kalkar. Bakın bugün, yüz yıllar boyu Türk İslam’a önderlik yapmıştır ve İslam hep yükselmiştir. Bugün Türkiye’nin biraz gerilemesi, İslam’ın ve İslam ülkelerinin dünya üzerinde gerilemesine ve saldırıya uğramasına sebep olmuştur.

    “VATAN VARSA SİYASİ PARTİLER VARDIR”

     Devleti idare edenler de bu saydığınız hasletleri öncelikli olarak gündemlerinde tutması gerekiyor yani. Bunları göz ardı etmemesi gerekiyor gibi bir izlenim çıkıyor anlattıklarınızdan, yanılıyor muyum?

     Evet, bakın devleti yönetenler, öncelikle Devletin ve Vatanın varlığını ve bütünlüğünü milletin birlik ve beraberliğini korumak zorundadırlar. İdeolojik olarak hangi fikirde olurlarsa olsunlar, siyasi parti isimleri ne olursa olsun eğer vatan varsa, o siyasi partiler ve kurumlar da var. Eğer vatanınız yoksa siz de yoksunuz. Onun için önceliklerine devletin varlığını koymak zorundadırlar. Bakın Devlet Bahçeli’nin söylediği söz bu anlamda önemlidir. Önce Ülkem, sonra partim. Şimdi parti çıkarı için meseleye bakanlar, bu sloganın içini dolduramıyorlar. Önce partim, sonra ülkem derseniz, Türkiye işte bugün geldiği duruma gelir.  Eğer ülkeniz yoksa ne siz varsınız, ne de partiniz vardır.

“EN BÜYÜK BEDELİ MHP’LİLER VE ÜLKÜCÜLER ÖDEMİŞTİR”

     Dolayısıyla bu sıralamayı hep göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Bir özet yaparsak bizim davamız ülkemizin bekası, devamı ve var olmasıdır. Biz dün bunları yerine getirmek için mücadele vermiştik, şimdi de bunun mücadelesini veriyoruz diyorsunuz. Anladım, günümüz siyasetine doğru geliyoruz ama bu mücadeleyi verirken, hem kişisel, hem parti, hem de devlet anlamında bedelleri de olmuyor mu, bedeller ödenmiyor mu? Gerek geçmişte gerek şimdi…

     Şimdi bu işin makam mevki, seçim kaybı gibi bedellerinden çok daha büyük bedelleri var. Sadece Türkiye’de Cumhuriyet tarihine değil bütün dünyaya, bütün siyasi hareketlere bakın, hiçbir siyasi hareket, çok iddialı konuşuyorum ve altını çiziyorum, Dünyada da Türkiye’de de MHP ve Ülkücüler kadar bedel ödememiştir. Nedir, siyasi partiler kurulur, kapanır, o görüşün insanları başka bir partide yer alır. Ama MHP insanların belli bir dönemde çay içmek için uğradıkları veya belli bir dönemde siyasi yer edinmek için uğradıkları bir yer değildir. MHP bir siyasi parti değildir. Ülkücülük bir siyasi hareket değildir. Bir dava hareketidir. Onun için ödenen bedelleri de iyi bilmek lazımdır. Mesela 1980 öncesi dönemde devrin sol iktidarı Ülkücü gençleri okullardan atmıştır, Ülkücü gençler sokaklarda yatmıştır. Karakollara alınmışlardır, işkenceler yapılmıştır. Nihayetinde bu ülke 1980 darbesini yaşamıştır. 80 darbesi MHP’nin önünü kesebilmek için dönemin süper güçleri başta ABD olma üzere yerli satın aldığı insanlar tarafından yaptığı bir darbedir ve bu darbede Ülkücüler kıyıma uğramıştır. Cezaevlerine alınmıştır ve yıllarca oralarda yatılmıştır. Fakir Anadolu gençleri Ülkücüler okullarından, aşlarından, işlerinden ve eşlerinden olmuştur. Ülkücü gençler haksız yere yargılanmışlardır. Aslında o dönemde yargılama yapılmamıştır. O dönem yapılanlar adalet cinayetleridir. İnsanları yok etmişlerdir, idam etmişlerdir. Onun için, yoktur böyle bir hareket demekteki kastım budur.  Bu sadece Ülkücü gençlerin yaşadığı bir olaydır. Bu yüzden ödenen bedelleri kelimelerle ifade etmek mümkün değildir. Ama Allaha şükürler olsun ki, bu bedelleri ödeyenler hiç bir zaman davalarından vazgeçmemişlerdir. Ödedikleri bedellerin ardından cezaevinden çıktıktan sonra, ya da şehit olan ve idam edilenlerin ardında kalanlar yollarına yürümeye devam etmişlerdir. Bugün de ülkücülerin milli yolculuğu hala devam etmektedir. 

“YAŞADIKLARIMI KİTAPLARLA ANLATTIM”

     Günümüze gelirsek, bütün bunları yaşayarak gelen tecrübeli birisiniz ve bunları tabii kitaplarla da anlatıyorsunuz. O kitaplardan da bahsederek günümüz siyasetine gelmek istiyorum. İlk yazdıklarınızdan itibaren bir misyon yüklenerek yazdığınız kitapları şöyle biraz anlatabilir misiniz?

      -Ben arzu ettiğim bir mesleği yapma şansına hiçbir zaman sahip olamadım. Gerek darbelerin gerekse 1970’li yılların bir zulmü neticesinde bir meslek sahibi olamadım. Ama o zaman kafamızdan geçen bir mücadele yolu vardı ki, bunlardan birisi de yazmaktı. Kalemimize güvencimiz vardı. Diledik ki, kalemimizi inancımız doğrultusunda kullanalım. 1975 yılında başladığım gazeteciliği bugüne kadar sürdürüyorum. 1992 yılından itibarense kendi gazetem olan Birlik Gazetesi de günlük olarak devam etmektedir. Bu arada tabii kitap yazmak nasip oldu. Mesela Tabutlukların Hikâyesi… 1944 yılında Türk Milliyetçilerinin çektiği çileyi anlatır. Türk milliyetçilerinin lideri Alparslan Türkeş’in daha 1944’lü yıllardan itibaren gördüğü zulmü ve zindan hayatını anlatır. Yani Türk Milliyetçileri 1980’de büyük çileler çekmişlerdir ama yine 1944 yılında Türk Milliyetçilerinin yaşadığı büyük bir çile dönemi vardır. Bu kitapta onları anlatmaya çalıştım. 1970’li yılları ve 1980 darbesini bizzat ben kendim yaşadım. Mamak Cezaevinde uzun yıllar yattım. MHP ve Ülkücü kuruluşlar davasında Mamak’ta Alparslan Türkeş ile beraber idam isteği ile yargılandım. Tabii yaşadığım ve şahit olduğum çok olaylar vardı. Bizzat yaşayan bir kişi olarak, 12 Eylül dönemini de bu kitapta yazdım. Hep birlikte yaşayanların anlatımıyla fikirlerini ve yaşadıklarını kaleme alıp kitap haline getirdiğim 12 Eylül Dönemi de benim için çok anlamlı bir kitaptır. Öte yandan, Balıkesir’in tarihi ile ilgili bir çalışma da yaptım. Özellikle 1946 ile 1960 dönemi Balıkesir’de yaşanan bütün olayları ve gelişmeleri, o dönemi bizzat yaşayan, bakan, milletvekili ve valilik düzeyinde bulunan insanların kendi ağzından kitap haline getirdim. O döneme ait inanıyorum ki, bu kitap güçlü bir kaynaktır. Çünkü o dönemi yaşayanlar bana verdikleri bu röportajların dışında önemli açıklamaları hiçbir yerde yapmadılar. Sadece bu kitapta yer almaktadır. 1980 döneminde yatarken sol iddianameler de vardı. Türk solunun fikir sistemini örgüt sistemini olduğu gibi kaleme almak suretiyle Türkiye’de Sosyalist ve Komünist faaliyetlerin 100 yılı isminde bir kitabım ortaya çıktı. Bizzat o dönemde yaşayan sol görüşlü gençlerin de açıklamaları ve örgüt yapılanmaları burada yer aldı. 1980 öncesi Marksist yapısı faaliyetlerin Osmanlı’nın son döneminden 1980 darbesine kadar sürecine de bu kitapta yer verdim. Bu arada tabii ki, köşe yazılarımın içerisinden küçük bir grup olarak Çizgi isminde bir çalışmam da yer aldı. İnşallah arkası gelecek. 

“İKTİDAR MHP’NİN ÇÖZÜM METODLARINI UYGULUYOR”

     Artık günümüze gelelim. Günümüzde yaklaşık 1,5 yıl sonrasında normal süre olursa seçimler var. Seçimler öncesi Türkiye’nin durumunu bir değerlendirebilir misiniz? Yıllarca belli bir çizgide olan tecrübeli bir kişi olarak neler söylersiniz? Son gelişmeleri de içine alarak…

     -Ramazan kardeşim, Türkiye’deki şu anda mevcut tehlikelerin ne olduğuna kısaca bir bakalım. FETÖ olayı… Nedir bu olay, bir ABD projesidir. DEAŞ olayı da bir ABD projesidir. Öte yandan PKK olayı da yine arkasında ABD ve küresel güçlerin olduğu ayrı bir harekettir. Biz yıllarca söyledik: PKK ile müzakere olmaz, mücadele olur dedik. Bunu Devlet Bahçeli söyledi MHP söylemlerinde dile getirildi. Bu arada dedik ki, DEAŞ bir Müslüman topluluk değildir, tam tersine bölmeye çalışan bir harekettir. Terör örgütüdür. Bu arada FETÖ için dedik ki,Fetullah Gülen olayı her ne kadar başka bir çehreyle kamuoyunun karşısına çıkıyorsa da bir ABD projesidir, hedefinde Türkiye’yi bölmek vardır, diye söyledik. Bu örgütlerin hepsi küresel emperyalizmin, AB ve ABD’nin uşağıdır dedik. Bunların maksatları taa başından itibaren ifade edilmiş hedeflerdir. Büyük Ortadoğu Projesi… BOP nedir? Ortadoğunun Yugoslavya gibi küçük dilimler halinde bölünmesi ve özellikle yer altı kaynaklarının küresel güçler tarafından sömürülmesidir. BOP’ un asıl hedefi Türkiye’dir. Yani Ortadoğudaki ülkelerin hepsinde, sistem gerçekleştirildikten sonra ana hedef Türkiye’ye sıra gelecektir. Türkiye bölünecek ve parçalanacaktır. Bunları biz MHP olarak söylediğimiz zamanlarda, fazla ciddiye alınmadı. Hayalperest fikirler olarak değerlendirildi. BOP savunuldu. DEAŞ desteklendi. FETÖ Devlet kadrolarında yer aldı. PKK ile müzakere yapıldı. Fakat MHP tüm bu yapılanları yıllar boyunca inancının üstüne basa basa söylemekten vazgeçmedi. Sonra ne oldu? Herkes MHP’nin çizgisine geldi ve yanılmışız denerek milletten özür dilendi. FETÖ ile DEAŞ ile PKK ile mücadeleye başlandı. Yani MHP’nin Türkiye Cumhuriyetinin varlığı için öngördüğü metotlara dönüldü. MHP iktidar değil, MHP icrada değil, ama ülkeyi yönetenler MHP’nin dün çözüm olarak gösterdiği bütün metotları uyguluyorlar. Bunu yaptıkları için siyasi bir eleştirimiz yok. Kim doğruya geliyorsa, kim Türk Milletinin birlik ve beraberliği için doğruya geliyorsa hepsine bizim desteğimiz vardır. MHP bir muhalefet Partisi olmasına rağmen söyledikleri dinlenmediği takdirde ne büyük acıların yaşandığını gördük. 

    “MHP KİMSEYE KUYRUK OLMAZ, HERKESE ÖNCÜ OLUR”

     İzlediği son stratejik kararlar sonrasında “MHP hükümete koltuk değneği oluyor” şeklinde eleştiriler yapılıyor, bunlar için ne diyeceksiniz? 

     -Bugün, Milliyetçi Hareket Partisi dün ne söylediyse o yapılıyor. Bugün MHP oraya buraya destek oluyor diye bir takım ithamlar yapılıyor. MHP sadece Türkiye’ye destek veriyor. MHP kimseye kuyruk olmaz. MHP kimsenin yolunda gitmez. Ama ortada bir gerçek ve doğru varsa, ülkenin vatanın birliği beraberliği bölünmez bütünlüğü için bir faaliyet varsa, MHP kendi varoluş nedenine uygun olarak bu hareketleri destekler. MHP kuyruk değil, herkese öncü olur. Herkesin dediği şu: MHP gerçekleri çok önceden görmüş, söylemiş ama bugün uygulanıyor. Bundan da memnuniyet duyarız. Söylenenlerin hepsi siyasi kaygılarla söylenmiştir. MHP’nin özünü, ideolojisini, geçmişteki ödediği bedelleri bilen herkes bu iftiraların ne kadar yalan olduğunu bilir. MHP beş bin şehit vermiş bir partidir. Şehitlerine ihanet etmez. Darağaçlarında can veren Ülküdaşları var, cezaevlerinde yokluk içerisinde çile çekenlere asla ihanet etmez. Ama MHP’ye ihanet edenler var, onların sonunu tarihte de gördük. Bugün de görüyoruz, yarın da göreceğiz inşallah. 

“GİDEN GİDER, AMA MHP’YE İFTİRA ATILMASIN”

     Bu bahsettiğiniz anlamda da birkaç sözünüz var mı? Geçmişte MHP’de olup da şimdi kopan ya da uzaklaştırılanlar ile ilgili söyleyecekleriniz nedir?

    -Bakın bu ülkede Demokrat Parti, Anavatan Partisi, SODEP vardı. Bu arada iddia ile kurulan onlarca parti vardı. Bu partilerin hiç biri bugün ayakta değil. MHP yarım asırdır varlığını sürdüren bir partidir. Onun için sivil siyasi güç olarak bir tek MHP vardır. Bunca çileye, sıkıntıya saldırıya karşılık 50 yıldır MHP ayaktadır. Şunu da ifade edeyim kimse MHP’de olmak zorunda değildir. Kimse de MHP’de zorla tutulmaz. Ayrılmak isteyen ayrılır gider. Ama gidenlere tavsiyem şu: Kendilerini var eden güç olan MHP’ye iftira atmasınlar. Kendi geldiklerini iddia ettikleri yer olan MHP’ye kimse kötü söz söylemesin. Hala kendimize göre bir suskunluğumuz var. Biz neden kopulduğunu, nereye neden gidildiğini biz çok iyi biliyoruz. Yarın geçmişte olduğu gibi hüsran yaşayarak iyi niyetli olabileceğine inandığımız insanların dönüşüne şahit olacağız. Elbette ki, art niyetle bu işi yapanların bu işte dönüşü de yok ama Allah onların yollarını açık etsin, nasıl doğru biliyorlarsa öyle yapsınlar, fakat dediğim gibi siyasi partiler mezarlığı var Türkiye’de, bakın hepsi orada yatıyor. MHP yoluna devam ediyor. Bugünler geçer MHP yine yoluna devam eder. Kimse şunu unutmasın Türkiye Cumhuriyeti var olduğu sürece, yeryüzünde yaşayan bir tek son Türk kaldığı sürece MHP vardır. 

    “ ÜLKÜCÜ MHP’Lİ HER AN AKTİF GÖREVDEDİR”

     Geçmişten de dem vurarak o günlerin analizini yaparak, süreci de değerlendirdiniz, hem de gündemde olan herkesin dilindeki konularda görüşlerinizi aldık. Bunların üstüne konuşulacak daha çok şey olabilir. Sıtkı Şeremetli olarak siyasetin içinde de çok bulundunuz. Önümüzdeki günlerde yapılacak olan seçimlerde siyasetin içinde aktif olarak yer alacak mı diye merak edilebilir, ne diyeceksiniz?

     -Şimdi MHP’yi iyi anlamayanların en çok sorduğu soru budur. Siyasette aktif görevde yer alacak mısınız? Bakın Ülkücü MHP mensubu her an aktif görevdedir. Ülkücü bir iman ve inanç hareketinin mensubudur. Bunu bir daire müdürü olarak, bir siyasetçi olarak, bir ticaret adamı olarak yapabilir. Ya da bizim gibi bir gazeteci olarak kalemiyle yapabilir. Yani MHP’de herkes günlük siyaset yapmak zorunda değildir. Herkes Ülkücü olarak bu harekete önder olmak zorunda. Her Ülkücü yaptığı işte en iyi olmak zorunda. Biz bugün evimizde de, kahvede de, sokakta da siyaset yapmaya devam ediyoruz. Eğer inandığımız fikirleri savunmak siyasetse biz hala aktif siyaset yapıyoruz. Cenabı-ı Allah’tan niyazım şudur ki, inşallah tabuta girdiğim güne kadar Allah imkân verirse MHP’ye hizmet etmektir. Çünkü az önce söyledim. Şehitlerimize layık olma zorunluluğumuz var. Bizim yeminlerimiz var. Biz şehitlerimizin ardından sağ yumruklarımızı sıkarak kaldırdık. Vatana Millete ve Bayrağa yemin ettik. Ülkücü gençliğin ve MHP’nin mücadelesinin ilelebet süreceğine ve bu kavganın içerisinde ölüm günümüze kadar yer alacağımıza yemin ettik. Biz Allah nasip ederse, inşallah utandırmasın gözlerimizi bu dünyaya yumduğumuz güne kadar mücadele edeceğiz. Bu mücadelenin temelinde vatan, millet bayrak vardır. Ama ondan da önce bu mücadelenin temelinde Allah vardır. Bu yol Allah yoludur ve temelinde Allah rızası vardır. Eğer yaptığımız işte Allah rızası yoksa zaten muvaffak olamayız. Dilerim ki Rabbim, hareketimizi inancımızı en iyi noktaya ulaşmayı bize nasip eder, Sıtkı Şeremetli olarak, bir Ülkücü olarak kendimi bulduğum çağlardan sonra, ölüme kadar da böyle kalacağım…  

ETİKETLER :
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer GENEL haberleri
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -

TRT Spor Haberler

Ayrıntılı Puandurumu Tablosu
Birlik Gazetesi
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA
Balıkesir Web Tasarım