Bu haber 28 Mart 2011, Pazartesi 14:29:58
eklenmiştir. 3996 kez okunmuştur.
Balıkesir İl Jandarma Komutanlığı önemli bir operasyona imza attı. Dünyaca ünlü ressam Picasso'ya ait olduğu ileri sürülen çıplak
kadın tablosunu satmak isteyen bir kişi şüpheli olarak yakalanarak gözaltına alındı. Adli makamlara çıkarılan şahıs akşam saatlerinde tutuklandı.
BALIKESİR İl Jandarma Komutanlığı, dünyada ses getiren bir operasyon gerçekleştirerek Kuveyt'ten çalınan dünyaca ünlü ressamın tablosunu ele geçirdi.
JANDARMA'DAN SIKI TAKİP
Dünyaca ünlü İspanyol ressam Pablo Picasso'nun 1991 yılında, 1. Körfez Savaşı sırasında Kuveyt Müzesi'nden çalındığı belirtilen nü tablosu Balıkesir'de ele geçirildi.
Alınan bilgiye göre, ünlü ressam Picasso'nun Kuveyt Müzesi'nden çalınan bir tablosunun Balıkesir'de satılacağı ihbarını alan İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, çalışma başlattı.
Çalıntı tablonun İstanbul'da bulunan Z.G'de (41) olduğu ve tabloya müşteri aradığını tespit eden jandarma ekipleri, koordineli çalışmayla şüpheliyi takibe aldı.
Zanlının, bir alıcıyla irtibata geçtiği ve tabloyu satmak için İstanbul'dan otobüsle Balıkesir'e geldiğini belirleyen güvenlik güçleri, Balıkesir Şehirlerarası Otobüs Terminali'nde operasyon yaptı. Otobüsten inen şüpheli, Picasso'ya ait çalıntı olduğu belirtilen tabloyla yakalandı.
Ele geçirilen tablonun ilk incelemesinde, ceylan derisi üzerine yağlı boyayla çizilen resmin ön yüzünde ''Picasso 1924'' arka yüzünde ise Kuveyt Müzesi'ne ait olduğunu belirten mühür ve yazılar bulunuyor. Resimde, oturur vaziyette çıplak bir kadın tasvir ediliyor.
Balıkesir Müze Müdürlüğü yetkilileri, eserin piyasa değerinin yaklaşık 10 milyon dolar olduğunu bildirdi.
Jandarmadaki işlemleri tamamlanan zanlı Z.G, sevk edildiği adli makamlarca tutuklandı.
BALIKESİR İl Jandarma Komutanlığı'nın gerçekleştirdiği operasyon, büyük yankı uyandırdı, uluslararası sanat çevrelerinin alkışını aldı.
Dün akşam Ankara'nın bir semtinden başka bir semtine EGO otobüsüyle yolculuk yapmak durumunda kaldım. Otobüse bindiğimizde sadece şöförün iki koltuk arkasındaki 2'li koltuk boştu, yolumuz hayli uzundu, 7 yaşındaki oğlumla güzelce kurulduk koltuğa, ikimiz de ziyadesiyle yorgunduk.
Bir sonraki durakta tahminen 5-6 yaşlarında ikiz kızlarıyla birlikte doğumu yakın genç bir hamile hanım bindi otobüse. Camdan bakanlar, kitap okuyanlar, uyuklayanlar görmeyince ben yer verdim, ikili koltuğa hamile hanım, iki kızı ve oğlum sıkıştılar, ayakta gitmekten iyiydi ne de olsa.
Sonraki durakta 20'li yaşların başında ''örtünün'' emrini yalnızca başını örtmek olarak algılayan ''biri'' bindi, bakındı, oturmak için en uygun yerin bizim çocukların sığıştığı koltuk olduğuna kanaat getirince, bana dönerek ancak yüzüme bakmadan ''çocuklar sizin mi'' diye sordu. ''Evet'' dedim. ''Söyler misiniz yer versinler'' dedi. Hayretle baktım kızın yüzüne, ''Neden sen söylemiyorsun'' dedim. Aldığım cevap manidardı ''hanım, senin çocuklarına ben mi terbiye vericem, büyüklerine yer vermelerini öğretmediysen''.
Hamile hanım arada kalmaktan çekindi, kısık bir sesle ''kızlar benim, hadi kızlar siz kalkın'' dedi. Tamam ''ağaç yaşken eğilir o ayrı, gerekene gerektiğinde elbette yer verecekler, ama o yaşta biri için gerekmiyordu, o davranış tarzındaki biri içinse hiç...''
''Sence çocukları kaldırıp ben oturmayı bilmiyor muyum?'' diye sordum kıza, tepemizdeki tabelada ''hamile, çocuklu, yaşlı ve özürlülere yer veriniz tabelasını göstererek ''bunlardan hangisisin sen'' diye devam ettim. Çok sinirlendi, ağza alınmayacak, hele hele bir hanıma hiç yakışmayacak hakaretleri savurmaya başladı. Otobüstekiler bizi izlemeye başlamıştı, hamile hanım çok rahatsız oldu, bana ''uzatmayalım ben yer vereyim bari'' dedi. Sonu nereye varacaksa varsın bırakmayacaktım yaptığı 'terbiyesizliği'' yanına.
Sonra en vurucu, en trajikomik darbeyi yaptı, bizi şöföre şikayet etti; ki şöför de zaten gözucuyla bizi izlemekteydi. Ve dehşete kapıldığım an o andı, durakta duran şöför bize dönerek, bana ''baayan, mümine hanım belli ki yorgun, çocukları kaldır da otursun'' demesiyle tarumar oldum. ''Mümine''den kastını anlamıştım ama uzatasım vardı konuyu, ''hanımın adını Mümine mi'' diye sordum şöföre. Beklediğim cevabı da aldım ''ne bileyim adını baaayan, mümine işte bakınca anlaşılıyor''...
Görevi yolcuları taşımak olan, ''benim ödediğim vergiyle maaşını alan ego şöförü'' bakınca o kızın mümine benimse baaayan olduğumu görebiliyor bunu yüzüme söyleyebiliyordu.
''Kalkmayacak çocuklar, mümine hanıma başka yer bulun'' dedim, otobüstekilerin alkışlarıyla. Şöför yine kendinden bekleneni yaptı ''gençlere mümine hanım için yer vermeleri çağrısında bulunarak''. Bu arada izleyicilerimiz camdan bakma, kitap okuma, uyuklamalarına kaldıkları yerden devam etmeye başlamışlardı bile. ''Mümine hanım'' diş geçirememenin hışmıyla telefonda konuştuğu kişiye ''terbiyesizliğimi, şirretliğimi'' anlatarak ''ayakta'' yolculuğuna devam etti.
Benim bildiğim ''mümin'' ya da ''mümine'' inanan kişi demekti, ve bir ego şöförünün bir bakışta ''mümine'' ve ''baaayan'' ayrımı yapabilmesinden daha derin bir şeydi....