AKLINI PEYNİR EKMEK GİBİ YİYENLERE BİRKAÇ KELAM! 19,11,2019


Bu makale 2019-11-19 11:04:37 eklenmiş ve 74 kez görüntülenmiştir.
Zikri Evner

Son günlerde her nedense(!) etrafımda aklını peynir ekmek gibi yiyenlerin sayısını epeyce artmış

görüyorum. Aslında bu tuhaf durum beni hiç ama hiç şaşırtmıyor. Çünkü daha önce birçok

yazımda çeşitli vesilelerle ifade ettiğim gibi ‘akıl tutulmasının aymazlık halini yoğun biçimde

yaşayan bu halkın birbirinden ötekileştirilerek ayrıştırılmış ezici çoğunluğu aldatılarak ve

kaldırılarak içine sokulduğu kutuplaşma girdabından’ bu gidişle kurtulamayacak

gözükmektedir!.

Neyse umarım yanılan ben olurum ama benim bir süreden beri gördüğüm manzara budur!

Neden derseniz, içinde yaşadığımız ve doğal bir parçası olduğumuz toplumda önemli bir kesim

var ki, memleketin bitip tükenmek üzere olduğuna kendini öylesine inandırmış ki her şeyin

sonunun geldiğini zannediyor, karalar başlamış biçimde ağlayıp inliyor gibi, yine aynı toplumun

bir başka kesimi ise her şeyin güllük gülistanlık olduğunu veya olacağını, memleketi idare

edenlerin bu ülkeyi uçurduğunu, nurlu ufuklara yol aldığını savunuyor!..

Daha da vahim olanı ise sözünü ettiğim her iki kesimde birbirini anlamadığı gibi aynı zamanda

birbirinden nefret ediyor ve olabildiğince kötülemekten, öfke saçmaktan geri durmuyor!.

Tüm bu nedenlerden dolayı bugün yaşama dair birkaç kelam etmenin daha doğru olacağını

düşündüm. Tam yazmaya başladığında ise aklıma aylar önce yine bu sütunlarda “Ömür dediğin

bir gündür o günde aslında bugündür!” başlığıyla yayımlanan yazım geldi. İşte o yazımın zihnini

adeta kilitleyen yani akıl tutulmasının aymazlık halini yaşayan ama bu durumunun vahim halini

bir türlü kavrayamamış, o yüzden de bir bakıma aklını peynir ekmek gibi yiyenlere bir nebze ilaç

olacağını düşündüğünden dolayı tekrardan ama elbette ki güncellenmiş ve biraz da özetlenmiş

haliyle sunmaya karar verdim;

İnsan doğar, emekler, yürür, kendisine biçilen hayatı yaşar veya kendisine bir hayat biçer. Her

ikisinin de sonucunda yaşlanır ve geriye dönüp baktığında iyisiyle kötüsüyle, mutluluğuyla

hüznüyle, gururla pişmanlıklarla ve daha birçok duyguları tecrübe ettiği hayatına, yani geçmişine

bakar. Aslında anlar ki, en büyük birikim ve sermayesi, tüm bu yaşadıklarından elde ettiği

kazanımlardır! Çünkü ‘yaşam yolculuğu’ aslında bir tünel gibidir. O tünelin neresinde olursanız

olun, her tünelin bir sonu vardır. Tünelin bir gün son bulacağını bilirsiniz, bilmelisiniz. Bu nedenle

hayatın her anının değerini bilip ‘mücadele’ diye tanımlanabilecek bu yolda, ‘tek başına’ değil,

sevdiklerimizle yürümenin önemini anlamalı ve hayat mücadelesini asla ‘kişiselleştirmeden’

sevdiklerinizle birlikte, bu mücadeleyi vermenin önemini kavramalısınız, kavramak zorundasınız.

Hayat mücadelesini sürdürdüğünüz ‘yaşam tünelinde’ sevdiklerinizle mücadele vermenizin

önemli olduğunu her birey ‘farklı yaşlarda’ kavrar. O kadar ki; Bu önemi yaşam tünelinin

sonunda anlayıp, ‘hayatı pişmanlıklarla dolu’ insanlar da vardır. Her ne kadar bir özdeyişte ‘son

pişmanlık fayda etmez’ deniliyorsa da, bir başka özdeyişte ise, ‘zararın neresinden dönülse

kardır’ der. Bazen ‘insan, yaşam tünelinde ilerledikçe kendini daha iyi tanıyor ve öğreniyor’

diye düşünüyorum. ‘İnsan, kendini tanıdıkça ve öğrendikçe, buna paralel olarak kendini

affedebilmeyi de öğrenmelidir’ kanısındayım. O yüzden insanların olumsuzluklarının nedenine

inmeli ve bu olumsuzluklara ‘şefkat ve hoşgörü ile yaklaşmalı’ öyle bakmalıdır. Verilen her

kararın nedeni, ‘ne olursa olsun’ sorumlusu, kendisi olduğunun bilincinde yaşamsal kararlarını

vermelidir. Yaşam; Bu kapsamda düşünülüp ele alındığında, ‘yaşama dair’ ilginç olduğu kadar

çarpıcı sözleri ve şiirleriyle, ayrıca nüktedanlığıyla tanınan, protest şairlerimizden Can Yücel

‘Ömür dediğin üç gündür; dün geldi geçti, yarın meçhuldür. O halde ömür dediğin bir gündür;

o da bugündür.’ derken, aslında, bana göre; ‘hayatı tarif etmektedir!’ Türlü mücadelelerle

 

ilerlediğimizi düşündüğümüz, ‘şu kısa yaşam tünelinde, hayata dair bir katkı koyma

adına’yaşamın içinden, manidar bir kesit olarak, ‘hayata dair’ bir öyküyü sizlerle paylaşmak

istiyorum; “Öğrencilerine hayat üzerine ders vermek amacıyla sınıfa giren profesör, hiçbir şey

söylemeden, kürsünün üstüne büyükçe bir kavanoz koyar. Ardından kavanozu tenis topları ile

doldurur ve öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar. Öğrenciler, hep bir ağızdan

kavanozun dolduğunu söylerler. Profesör bu kez, içi çakıl taşı dolu olan bir torba çıkarır ve

torbanın içindeki tüm çakıl taşlarını kavanoza döker. Sonra çalkalayarak taşların tenis

toplarının arasındaki boşluklara yerleşmesini sağlar ve dönüp öğrencilerine tekrar sorar;

‘Kavanoz doldu mu çocuklar?’ Öğrenciler yine ‘evet, doldu’ diye yanıtlar. Profesör bu defa, içi

kum dolu bir torba çıkarır ve torbanın içindeki tüm kumu kavanozun içine boşaltır, çalkalar ve

kumların, içi tenis topu ve çakıl taşı dolu olan kavanoza yerleşmesini sağlar. Bir defa daha

sorar öğrencilerine; ’Kavanoz doldu mu çocuklar?’ Öğrenciler bir kez daha yanıtlar; ‘Evet,

doldu!’ Profesör, bu sefer de, bir öğrencisini kantine gönderip iki fincan kahve almasını rica

eder. Gönüllü bir öğrenci koşarak sınıftan çıkar ve kısa bir süre sonra iki fincan kahve ile geri

döner. Öğrencisinin elinden kahveleri alan profesör, bu defa getirilen kahveleri kavanozun

içine döker ve çalkalar. Sınıfa dönüp öğrencilerine son kez sorar; ‘Kavanoz doldu mu

arkadaşlar?’ Öğrenciler biraz şaşkın biçimde, dördüncü kez ‘evet doldu’ yanıtını vermek

zorunda kalırlar. Bunun üzerine profesör, içi tenis topu, çakıl taşı, kum ve kahve dolu kavanozu

iki eli ile kaldırarak sınıfa gösterir ve şöyle der; ‘Bu kavanoz sizin hayatınızı simgeler. Tenis

toplarını hayatınızdaki önemli şeylerin yerine koyun. Aileniz, çocuklarınız, sağlığınız

arkadaşlarınız ve sizin için önemli olan şeyleri düşünün. Diğerlerini kaybetseniz de, bu önemli

şeyler kalır ve hayatınızı doldurur. Çakıl taşları ise, hayatınızda daha az önemli olan diğer

şeyleri temsil eder. Mesela, işiniz, eviniz, arabanız gibi. Kum ise, geriye kalan ufak şeyleri

temsil eder. Eğer, kavanoza önce kum doldurursanız çakıl taşlarına ve özellikle de tenis

toplarına yeterli yer kalmaz. Aynı şey hayatımız için de geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi ufak

tefek şeylere harcar, israf ederseniz, önemli şeyler için vakit kalmayacaktır. Dikkatinizi

mutluluğunuz için değer taşıyan önceliklerinize çevirin. Sağlığınıza dikkat edin, eşinizle yemeğe

çıkın, evinizin ihtiyaçlarını karşılamaya öncelik verin, yani her şeyden önce, tenis toplarını

kavanoza yerleştirin. Önceliklerinizi, sıraya dizmeyi iyi bilin. Çünkü gerisi hep kumdur!’ Tam bu

sırada bir öğrenci sorar; ‘Peki, o iki fincan kahve neydi hocam?’ Profesör gülerek yanıtlar;

‘Hayatınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle birer fincan

kahve içecek kadar yeriniz vardır. O iki fincan dostlarınızla keyifle içeceğiniz kahvedir!”

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -

TRT Spor Haberler

Ayrıntılı Puandurumu Tablosu
Birlik Gazetesi
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA
Balıkesir Web Tasarım