RUH VE BEDEN SAĞLIĞIMIZ


Bu makale 2017-11-23 10:43:04 eklenmiş ve 212 kez görüntülenmiştir.
Ramazan TOPCAN

Yüce Rabbimiz Mülk suresi 23.ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: “ De ki: “O, sizi yaratan ve size kulaklar, gözler ve kalpler verendir. Ne kadar da az şükrediyorsunuz.”

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:“İki büyük nimet var ki, insanların çoğu bunlardan gafildirler; sağlık ve boş vakit.”

 

İnsanın kendisini yoktan var eden Rabbine kulluk edebilmesi, öncelikle bedenen ve ruhen sağlıklı olmasına bağlıdır. Yüce dinimiz İslamın temel hedeflerinden bir de insanın aklını, canını, ruh ve beden sağlığını korumaktır. Sağlığına dikkat etmeyen ve hastalık karşısında aciz olan insan, Yüce Rabbimize karşı görev ve sorumluluklarını yerine getiremediği gibi huzur içerisinde ailesine bakamaz, topluma ve millete faydalı olamaz.

Bizler, ruh ve cesetten ibaret olan bedenimizi emanet olarak üstlenmiş bulunmaktayız. Varlığımızın ana kaynağı olan ruh ve beden, korunmaya hatta geliştirilmeye muhtaçtır. Yaşanabilir bir hayat ve sağlıklı bir düşünce için, bedenimizi ve ruhumuzu koruyup, her türlü hastalıklara karşı dirençli hale getirmeliyiz. Bedeni koruyup ruhu ihmal etmek insanı mutlu kılmayacağı gibi, ruhu koruyup bedeni ihmal etmek de insanı mutlu kılmaz. İnsan ruh ve bedenden ibaret bir varlıktır. Yüce Rabbimiz, insanı ruh ve bedenden müteşekkil yaratmıştır. Hayat ve yaşam ancak bu ikisiyle mümkündür. Bedenen sağlıklı olmak için insanın; öncelikle yemesine, içmesine, temizliğine, giyim-kuşamına hatta teneffüs ettiği havaya nasıl dikkat etmesi gerekli ise ruhen de sağlıklı olmak için şüpheden arınmış bir imana muhtaçtır. Ruhu ayakta tutan en önemli manevî etken, imandır. İman, ruha esenlik, kalbe huzur, yaşama anlam katar. Millî şairimizin ifadesi ile: “İmandır o cevher ki, ilâhî ne büyüktür, İmansız olan paslı yürek sinede yüktür.”

MANEVÎ HASTALIKLAR:

İNANÇSIZLIK:

İnançsızlık, manevî bir hastalıktır. İnancı olmayan veya inancı zayıflamış olanlar, kendilerini daima boşlukta kalmış bir cisim gibi hissederler. Başkalarına güven duymadıkları gibi kendilerine de güven duyamazlar. Gönülleri ümitsizlik karargâhı haline gelmiştir. Korkaklaşırlar, herkese karşı kuşku ile bakarlar. Geleceğe yönelik ümitleri kalmamıştır. Endişelerle yüklü bir bekleyiş içindedirler. Ruhları ızdıraplar içinde kıvranır. Geceleri kâbuslarla dolu, gündüzleri ise ruh sıkıntıları içindedirler. Dayanacakları manevî bir sığınak arar dururlar.

HASET:

Haset de manevî hastalıklardan biridir. Başkalarının elindeki nimetin yokluğunu isteyen, başkalarının huzur ve mutluluğunu hazmedemeyen hasetçi, başkalarındaki huzur ve mutluluğu gördükçe, huzuru kaçar ve huysuzlaşır. “Bende olmadığı halde onda neden var?” diyerek adeta Allah'ın takdir ve ihsanına isyankâr bir tavır içerisine girer. Neticede; “Mademki bende yok, onda da olmasın” diyerek, o şahsı bu nimetlerden mahrum edebilmek için, her türlü çareye başvurur, her türlü ahlaksızlığı irtikâp eder. Ruhunu saran kıskançlığın tesiri ile huzursuzluğu her geçen gün biraz daha artar. Bu hal içerisinde bocalayıp durur.

Sağlığı korumanın temel unsurlarından biri de hastalığa düşmemizi kolaylaştırıcı zararlı maddelerden uzak durmaktır.  Yüce Dinimiz sağlığa zararlı olacak şeyleri haram kılmış ve bunlardan uzak durmamız için bizlere tavsiyede bulunmuştur. Yüce dinimiz, insan bedenine zarar veren her şeyi yasakladığı gibi insan ruhuna zarar veren her şeyi de yasaklamıştır. Eğer ruh sağlığı önemsenmezse nefis güçlenir, vicdanlar körelir, akıl esir olur. Maddî âlem ile manevî âlem arasındaki irtibat kurulamaz. Bunun neticesinde kul, ibadetin lezzetini, duanın karşılığını alamaz.

 

Bedenin hastalığında maddi ve manevi mikroplarla nasıl mücadele ediliyor, tedavi imkânları aranıyorsa ruhun da hastalığı karşısında tedavi imkânları aranmalıdır. Zira hasta olan ruh, bedeni kendi istek ve arzularına göre yönlendirir. Rabbinden, ibadetten, sırat-ı müstakimden uzaklaştırır. Haramı tatlı, helali ise çirkin gösterir.

 

Sağlığımızı olumsuz yönde etkileyecek davranışlardan sakınmak ne kadar önemli ise, hastalandığımızda da tedavi olmak en az o kadar önemlidir. Bu hususa işaret eden sevgili peygamberimiz (s.a.v.): “Allah verdiği derdin, şifasını da verir. Öyleyse tedavi olun.” buyurarak hasta olan kişilerin tedavi olmalarının dinî bir görev olduğunu hatırlatmışlardır.

Öyle ise;

Ruhumuzu ve bedenimizi bize emanet eden Yüce Rabbimize ihanet etmeyelim. Kulluk yapalım diye verilen organlarımızı başka gayelerle asla kullanmayalım. Her türlü aşırılığın ve günahın ruhumuzda ve bedenimizde derin yaralar oluşturduğunu unutmayalım. Sağlıklı toplumun, sağlıklı bireylerden oluştuğunu asla göz ardı etmeyelim. Ruh ve beden sağlığımız için dinî ve ahlakî kurallara uyalım.

Ruh ve beden sağlığımızı olumsuz şekilde etkileyecek davranışlardan uzak duralım. Bizlere bahşedilen sağlık nimetinin kıymetini bilerek muhafaza edelim.

Konumu Bakara suresi 195. ayet-i kerimenin meali ile bitiriyorum: “Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayınız.”

Selam ve dualarla…

Ramazan TOPCAN
Balıkesir İl Müftü Yardımcısı

 

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -

TRT Spor Haberler

Ayrıntılı Puandurumu Tablosu
Birlik Gazetesi
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA
Balıkesir Web Tasarım