SAHİBİ HÜRMETİNE 03.04.2018


Bu makale 2018-04-03 15:55:45 eklenmiş ve 603 kez görüntülenmiştir.
Ramazan TOPCAN

İnsan, etrafında olup bitenleri görünce, kendi kendine sormadan edemiyor: Ne oldu dünyamıza? Bunca genişliğine rağmen sığmaz olduk kocaman bir dünyaya. Birbirlerine yar olması gerekenler, birbirlerine bağ oldu. Geçit vermez olduk birbirimize.

Kinci, nefretçi, ötekileştirici, kaba-saba, selamsız, tutarsız hareketlerimiz nereden kaynaklanıyor?

Niçin birbirimizin kalbini kırıyoruz?

Niçin birbirimizin gönlünü incitiyoruz?

Niçin yapıcı olmuyoruz da bozucu, kinci oluyoruz?

 

Allah, bizleri birbirimizin kalbini kırmak, gönlünü incitmek için değil, kırılan kalpleri onarmak için yaratmıştır. Biz, ıslah eden bir ümmetiz. Yıkmak, yakmak bize yakışmaz. Yıkılanı onarmaktır hüner.

Şair ne güzel ifade eylemiş:

“Kimseye baki değil mülk ü devlet, sim ü zer

Bir harap olmuş gönül tamirini etmektir hüner.” Diye.

 

Kabımıza sığmaz olduk. Girdiğimiz, el uzattığımız her yer bozulur oldu. Kendi dünyamızı tahrip ettiğimiz yetmezmiş gibi diğer canlıların dünyalarını da tahrip eder olduk. Yapıp ettiklerimiz karşısında dünyamız bizi taşımaz oldu.

Evde çocuklarımızdan tutun sevgili eşlerimizin, yakınlarımızın, komşularımızın, arkadaşlarımızın, dostlarımızın, iş yerinde emrimiz altında çalışanların, beraber çalıştığımız kimselerin kalplerini kırar olduk, gönüllerini incitir olduk.

İnsan sormadan edemiyor: Ne oldu bize?

 

Gönül yaparak küçükleri sevindirmek, büyüklerin de dualarını almak varken, niçin insanların gönüllerini kırar, kalplerini incitiriz?

Gönül bir defa kırılmayıversin kolay kolay onarılmıyor.

Atalarımız:

“Gönül bir sırça saraydır, kırılırsa yapılmaz” Derken, şair de bu durumu şöyle dile getirir:

“Gönül bir pınardır, çeşmesi var tası yok.

Yıkma kimsenin kalbini yapacak ustası yok.”

Bir başka şairimiz de hissiyatlarını şöyle dile getirir:

Gönül derler buna sırçadan ince,

Kırma o gördüğün şişe değildir.

Açar çiçeğini bahar gelince,

Kesme, o gördüğün meşe değildir.

Yıkmak için değil, yapmak için yarışmalıyız. Gönül almak için vesileler aramalıyız. Atalarımız: “Yarım elma gönül alma” demişlerdir. İnsanın, sevdiklerinin, dostlarının gönüllerini almak için onları ziyaret edip veya telefon vb. vasıtalarla arayıp hallerini sorması, imkânı varsa küçük bir hediye alıp götürmesi gönüllerini almak için yeter, artar bile. Önemli olan değerli hediyeler götürmek değil, hatırlayıp aramış olmaktır.

 

İnsanlar nasıl aynı karakter sahibi değillerse, gönüllerimiz de hep aynı değildir. Gönüllerimiz de insanlar gibi farklı farklıdır. İnsanlar nasıl ki çeşitli karakter ve meslek sahibi iseler, gönüller de öyledir. Bütün bu gönüllere iyilikle yaklaşıp gönül alanların gönülleri şâd olur. 

Şairimiz, bunu dizelerinde şöyle dile getirir:

“Kimi bezirgândır kimi esnaf,

Kimi ince kalpli kimi sine saf.

Gönüller Beytullah’tır, gir, eyle tavaf,

Gönül alanların gönlü şâd olur.”

 

Mana âleminin ustadları gönül yapmaya büyük önem vermiş ve insanları incitmekten, kalplerini kırmaktan son derece sakınmışlar ve sakındırmışlardır. İnsanın yüceliğini ve gönül dünyasının enginliğini dile getiren bir kutsi hadis-i şerifte Yüce Rabbimiz: "Yer ve gökler beni kuşatamaz, ancak Mü'min kulumun kalbi kuşatır."  buyururlar. Unutulmamalıdır ki Allah'ın tecelli ettiği gönül, sıradan bir yer değildir. Orası adeta kutsal bir saraya dönüşmüştür.

Allah dostlarından ve gönül erlerinden olan Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri; “insanın gönlü Allah’ın sarayıdır. Hakkın tecelli ettiği yerdir. Yüce Rabbimizin ulu dergâhıdır.” Buyururlar ve bu gerçeği de şöyle terennüm eder:

“Saray-ı lî maallahi gönüldür.

Tecellihane vallahi gönüldür.

Ne istersen yürü var O’ndan iste,

Hüdâ’nın ulu dergâhı gönüldür.”

 

Mü’min, Yüce Mevla’nın tecellisine mazhar olmak istiyorsa, gönlünü ağyardan/Allah’ın dışındaki şeylerden temizlemelidir.

Büyükler ne de güzel ifade eylemişlerdir:

Sür çıkar ağyarı dilden tâ tecelli ede Hak 

Padişah girmez saraya hane ma’mur olmadan

Yunus’umuz da gönül konusunda size, bize şöyle seslenir:

Gönül Çalab’ın tahtı, Çalab gönüle baktı

İki cihan bedbahtı, kim gönül yıktı ise

Sinan Paşa da şöyle sesleniyor:

Kalb-i Mü’min Arş-ı Rahman’dır 

Anı yıkmak ziyade tufandır. 

Sözün özü şu kardeşlerim! Öyle erdemli bir hayat sahibi olalım ki; ne kimse bizden incinsin, ne de biz kimseden incinelim. Bunun için bir taraftan başkalarını incitmemeye gayret ederken diğer taraftan da başkalarının kusur ve hatalarını affedecek kadar hoşgörülü olalım. Yunus’un dediği gibi insan, Rabbini Kudüs’te, Kâbe’de, hacda değil, kalbinde aramalıdır.

Yazımı Bestami YAZGAN’ın şu dizeleri ile bitiriyorum:

 Çiçeklerle hoş geçin,
Balı incitme gönül.
Bir küçük meyve için
Dalı incitme gönül.

 

Konuşmak bize mahsus,
Olsa da bir güzel süs,
‘Ya hayır de, yahut sus.’
Dili incitme gönül.

Sevmekten geri kalma,
Yapan ol, yıkan olma,
Sevene diken olma,
Gülü incitme gönül.

Başın olsa da yüksek,
Gözün enginde gerek,
Kibirle yürüyerek
Yolu incitme gönül.

Mevlâ verince azma,
Geri alınca kızma,
Tüten ocağı bozma,
Külü incitme gönül.

Dokunur gayretine,
Karışma hikmetine.
Sahibi hürmetine
Kulu incitme gönül.

Selam ve dualarla…

Ramazan TOPCAN

Balıkesir İl Müftü Yardımcısı

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -

TRT Spor Haberler

Ayrıntılı Puandurumu Tablosu
Birlik Gazetesi
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA
Balıkesir Web Tasarım