Tıp Tarihine Notlar 10.04.2018


Bu makale 2018-04-10 13:21:28 eklenmiş ve 311 kez görüntülenmiştir.
Aydın Ayhan

1.Dünya Savaşında Kahire Esir Kampında Bir Kadın Esir: Balıkesirli Ebe Hatice Müzeyyen Hanım

Biz unutkan bir milletiz. Geçen yüz yılın başında yaşadıklarımızı bile unuttuk. 1.Dünya Savaşında yitirdiğimiz vatan parçalarını, çektiğimiz acıları, kaybettiğimiz gencecik çocuklarımızı, en verimli çağlarında sakat olarak dönebilen ve bir ömür boyu kahrolup giden insanlarımızı unuttuk.

Burada tarihin karanlık sayfaları arasında kaybolmuş Balıkesirli bir hanımı hatırlatmak istiyorum.

1909 da Sultan Abdülhamit, gittikçe artan siyasi baskılar yüzünden “Meşrutiyet” ilan edip, parlamenter rejime geçmek zorunda kaldı. Birçok hadiseden sonra iktidara ihtilalci bir parti olan “İttihat ve Terakki Fırkası” geldi.

Otuz üç yıl süren Sultan Abdülhamit’in “istibdat” denilen, dengeli fakat baskıcı idaresi yerini yeni bir rejime bıraktı. Bu yeni rejim bir takım içtimai yenilikleri de getirdi. Bunların en başta geleni pek çok derneğin kurulması ve kadınların da bu derneklerin çalışmalarında vazifelenebilmeleriydi. Hilâl-i Ahmer, Donanma, Müdafaayı Millîye cemiyetlerinin kadın kolları aktif olarak faaliyet geçtiği gibi, bunların dışında da İstihlâk-ı Millî Kadınlar Cemiyeti, Bikes Asker Ailelerine Yardımcı Kadınlar Cemiyeti ve hattâ Ergen Derneği(Genç Hanımlar için) gibi. birçok kadın derneği kuruldu. Faaliyete geçti.

Ebelik ile ilgili çalışmalar her ne kadar Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’de 1843 de teorik olarak başlatıldıysa da, 1892 de Dr.Besim Ömer Paşa’nın açtığı Demirkapı Viladethanesi’nde verilen “Fenn-i Kabile” dersleriyle pratik ebelik dersleri verilmeğe başlandı . Almanya’da ihtisas yapıp 1909 de Türkiye’ye gelen Dr. Kenan Tevfik Bey’in ve Dr. Besim Ömer Paşa’nın Tıp Fakültesi bünyesinde “Kabile (Ebe) Mektebi adıyla hanımları ebe olarak eğitmek için açtığı okul ile yerleşti.

1913 den itibaren her vilayetten çeşitli aralıklarla önceleri onar hanım öğrenci İstanbul’a ebelik öğrenmeleri için gönderildi. 

1914 den itibaren Balıkesir’den de vilayet adına onar öğrenci “Kabile Namzeti” olarak eğitilmek üzere İstanbul’a gönderilmeğe başlandı. 

Hanım öğrencilerin bu okula kabulleri için şart olarak otuz yaşını aşmamış olmaları gerekiyordu. Mektep yatılı idi. Gerek yol masrafları, gerekse okulda geçirecekleri süre içinde yapılan masrafları “Vilayet Bütçesi”nden karşılanıyordu.

Amaç memlekette sağlıklı doğumlar yaptırılması, cahil ve eğitimsiz ebelerin elinde ölen anne ve çocukların kurtarılmasıydı.

Fenni usulde ebelik ülkenin her yerine yayılmağa başlamıştı. Halkın ilk eğitimli ebeleri denemeleri çok olumlu olunca her yerden eğitim görmüş “ebe” talebi artınca tahsil için İstanbul’a gönderilen hanımların sayısında da artış görülüyordu. 

Demirkapı Kıbale Mektebinde eğitim gören ve bütün masrafları il daimi bütçesinden ödenen ebe adayları, ebe olduktan sonra genellikle geldikleri vilayetlerde görevlendiriliyorlardı. 

Başbakanlık Osmanlı Arşivleri Dahiliye Nezareti Umûr-ı Mahalliye ve Vilâyet Müdüriyeti Kalemi’ne ait Karesi Livası kayıtları arasına konmuş bir belgede özet olarak şöyle bir ibare bulunuyordu.:

“Kahire Esir Karargâhında bulunan,Hicaz’ın Cidde Sancağı ebesi Hatice Müzeyyen Hanım’a maaş bağlanamadığından, imkân dairesinde yardım edilmesi talep ediliyor..”

Hatice Müzeyyen Hanım, Cidde Sancağında ebe olduğuna göre Arap isyanında orada bulunuyordu. Kim bilir ne kadar korktu.?

Kahire’de İngiliz Esir Kampında bulunduğuna göre isyancı Araplar tarafından İngilizlere teslim edilmiş olmalı.

Kahire’de bulunan bu esir kampında işgal edilen yerlerde çalışan Osmanlı subay ve memurlarını eşleri ve çocukları için hazırlanmış bir kamp yeri idi. Burada toplam 229 kadın ve 207 çocuk bulunuyordu. 

Devlet; Hilâl-i Ahmer(Kızılay) vasıtasıyla ve Kızıl Haç teşkilatının aracılığı ile esirler yardım etmeğe, az da olsa maaşlarının bir miktarını vermeğe, yardım paketleri ulaştırmağa çalışıyordu.

Kahire Esir Kampında kalan hanımlar, buraya getirilirken para ve mücevherleri alınmayıp yanlarında bırakılmıştı. Bunları satarak pek sıkıntı çekmeden yaşamağa çalışıyorlardı. Hatice Müzeyyen Hanım devletin resmi memuru, belki de Teşkilat-ı Mahsusa görevlisi idi. Belki de bunun için kendisine yardım yapılması kararlaştırılmış, üst makamlara bildiriliyordu.

Kayıtlara göre Kahire Esir Kampında 1916 da iki de doğum olmuş. Herhalde bu doğumları Hatice Müzeyyen Hanım bir ebe olarak yaptırmış olmalı.

Hatice Müzeyyen Hanıma yardım ulaşıp ulaşmadığını bilmiyoruz. Gurbet elde, hele birde esarette parasız olmak çok zor olsa gerek.

 

Hatice Münevver Hanımla ilgili elimizde başka bilgi yok. Esaretten kurtuldu mu? Nerede ve ne zaman öldü ? Hiç bilmiyoruz.. Hatice Münevver Hanım gerçekten tarihin tozlu sayfaları arasında kaybolup gitmiş. Arşiv vesikaları arasına araştırırken gözüme ilişince empati yaparak onu düşünmeden edemedim. Bu bilgiyi paylaşmak istedim..

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -

TRT Spor Haberler

Ayrıntılı Puandurumu Tablosu
Birlik Gazetesi
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA
Balıkesir Web Tasarım