BTİOYO’DA “BAĞIRMA SEMİNERLERİ” 12.05.2018


Bu makale 2018-05-12 15:14:06 eklenmiş ve 327 kez görüntülenmiştir.
Aydın Ayhan

1996dan itibaren kısmen, 2001den itibaren de okula yeni gelen 1.sınıf öğrencilerin ilk dersinde “Bağırma Seminerleri” düzenledik. 
Çarşamba Pazarı yanındaki eski binada en üst katta en köşedeki Almanca salonunda üçer, beşer kişilik guruplar halinde öğrencilere duvara dönmelerini, iyice yaklaşarak benim işaretimle avazları çıktığı kadar bağırmalarını söylerdim. İlk önce pek bağıramazlardı. Sonra yavaş yavaş açılırlar, bağırırlar. Birkaç dakika süren bu uygulama onları gerçekten çok rahatlatır. Arka merdivenlerden inerek kantinde çay içerdi. Merdivenlerden inerken hepsinin yüzlerinde bir gülümseme, bir mutluluk görürdüm.

2001den itibaren kampusta de bu seminerlere devam ettik. Okulun hemen yanındaki ormanlık tepenin üzerinde ağaçlar arasında bir boşluk vardı. Birinci sınıfa yeni gelen öğrenciler genelde alt kattaki sınıflarda ders görürler. İlk Almanca dersinde öğrencileri pencereden atlatarak bahçeye çıkarır, beni takip etmelerini ister, ben önde onlar arkada tepeye çıkar, orman içindeki ağaçsız yere gelince, gelenleri bir dairede toplar arkalarını döndürerek avaz avaz bağırmalarını isterdim. 
Önce ben bağırırdım. Gülüşürlerdi. 
Ama sıra onlara gelince, çoğu kez bir iki öğrenci dışında hiç birisi bağıramazlardı. Birkaç deneme daha yaptırır, çoğunun bağırmalarını sağlardım. Erkekler için pek problem olmazdı. Maçlarda avaz avaz bağırdıkları için hemen alışırlardı. Ama kızların bağırmaları mesele idi. Çoğu kez bağıramazlardı. Onları da yavaş yavaş alıştırır, semineri tamamlardık.

“Kırın zincirleri..! Kırın..!” diye bağırır, zincirleri kırmalarını isterdim. 
Bu seminerden sonra öğrencilerin hemen hemen hepsi kendilerine daha çok güvenen, gerçekten doğduklarından beri duygularını, beyinlerini saran iç zincirlerini kırmaya başlarlardı. Tüm zincirlerinin kırılması ise zaman içinde olurdu. Burada hiç olmazsa başlarlardı.
Çocukluk çağında “uslu çocuk” olmaları istenir, öğütlenirdi.
Okula başlayınca “uslu” olmanın yanı sıra “çalışkan ve susan çocuk” olmaları istenir. Sınıfta yaramazlık yapanlar, konuşanlar cezalandırılırdı.
BTİOYO’da ise tam tersi “uslu, sessiz” durmaları değil, yaramazlık yapmaları isteniyor, maçlarda hayatları boyunca görmedikleri, duymadıkları tezahüratlarla karşılaşıyorlar, katılmayanları zorluyorlardı.
“BTİOYO’ya yolladık. Bir ay sonra tatile geldi. Çocuğumuzun yürüyüşü bile değişmiş. Ne biçim bir okul bu yahu?” Diyen pek çok anne ve babaya rastladım. 
Sahi Ne biçim bir okuldu bu BTİOYO yahu?

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -

TRT Spor Haberler

Ayrıntılı Puandurumu Tablosu
Birlik Gazetesi
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA
Balıkesir Web Tasarım