İŞLENEN HATA VE KUSURLARDA BİZİM HİÇ Mİ GÜNAHIMIZ YOK? 23.05.2018


Bu makale 2018-05-23 14:44:21 eklenmiş ve 347 kez görüntülenmiştir.
Ramazan TOPCAN

 

Fıtrat-i selime-i korumayı başaramayan insan, rotadan çıkmış demektir. Ayar ister. Başkalarında var olanı görür fakat kendine nazar edemez. Daima gözü başkalarında olur.

İnsanların bilerek veya bilmeyerek işledikleri hata ve kusurlardan dolayı, bu insanları acımasızca tenkit eder, kınar, sorgular, sorumlu tutarız. Bu hataların meydana geliş nedenlerini hiç mi hiç araştırmadan. Hem de acımasız bir şekilde.

 

Hata, kusur ve günah sahibinin neden ve hangi sebeplerden dolayı bu duruma düştüğünü araştırmadan, bu işin arkasında olup bitenleri hiç hesaba katmadan,  arkasını hiç düşünmeden, bu insanları bu kötü fiilleri işlemeye sevk eden saikler nelerdir demeden çoğu zaman ölçüsüz bir şekilde ayıplar, suçlu ilan ederiz. Bu insanın geninde olan manevî bir durumdur. Ancak bu, mutlaka terbiye edilmelidir.

 

İnsanın başını öne eğmesine sebeb olacak hata ve kusurları işlemeye sevk eden, teşvik eden asıl suçluları hiç hesaba katmadan, kişilerin içerisinde bulunduğu halet-i ruhiyelerini düşünmeden, nefislerine yenildiklerini aklımıza getirmeden, yalnız kusur sahiplerini kınayıp, ayıplamanın kime ne faydası var söyler misiniz? Bütün bu yüreklerimizi dağlayan bu kötü fiiller karşısında sizin, bizim hiç mi günahımız yok? Allah aşkına...

 

Şöyle bir kere daha ibret vesilesi olacak şekilde olup bitenlere bir bakar mısınız?

Daha açmamış gonca misali, anasının kucağında, babasının ocağında olması gereken masum denecek yaştaki yavrularımız neden sigara içiyor?

Ana ve baba sohbeti ile dünyayı tanıması gereken,  delikanlı çağındaki gençlerimiz niçin uyuşturucunun esaretinde?

Gözlerimizden kıskandığımız yavrularımız hangi sebeplerle manevî değerlerimize yabancılaşıyor?

Tesettürlü anaların kızları neden açılıp saçılıyor?

Hayatlarının son demlerinde bulunan eli öpülesi büyüklerimiz neden sevgisiz?

Eli nasırlaşmış, yüzü gözü buruşmuş, evlerinin en kıymetli köşelerinde oturup söz ve sohbetleri ile gençliğe örnek, gençliğe model olması gereken yaşlılarımız, neden ömür dakikalarını kumar masalarında geçirir oldu?

Daha neler ve neler….

İnsanları bu hatalara sevk eden neden ve niçinleri araştırmadan, öğrenmeden, yalnızca bu kusurları işledi diyerek insanları dışlamak, onları suçlayıp, ayıplamak hiç kimselere fayda sağlamaz.

Gençlerimizi sigara, kumar,  içki, uyuşturucu vb. zararlı alışkanlıkların pençesinde kıvrandıran şey nedir? Böyle bir ortama iten şey nedir?

Kimseler alınmasın ama burada ifade etmek zorundayım ki çocuklarımızı zararlı maddelerin kucağına iten en önemli unsur; başta aile ortamı olmak üzere sırası ile okul ve kötü çevre olduğu bilinmelidir. Onun için zaman zaman sesleniyorum değerli kardeşlerime. Kendinizin temiz ve saf olması yetmiyor, arkadaşlarınız da en az sizin kadar temiz olmalıdır. Aile hayatında ana babalar rol modeldir, hareketlerinize dikkat kesilmelisiniz diye.

Özellikle son yıllarda dindar, mütevazı diyebileceğimiz aile çocuklarında görülen ahlakî yozlaşmalar, büyük küçük tanımamazlık, azla iktifa edememezlik, var olana şükür etme, açılıp saçılmalar, saçıp savurmalar, bir giydiğini bir daha giymeme, dinî ve ahlakî yaşantıdan uzaklaşmalar sizce bir tesadüf olabilir mi?

Kanaatime göre bu durum, anne-babalar olarak bizlerin terbiye adı altında çocuklarımıza yanlış yöntem ve metotlarla yaklaşmamızın tabii sonucu olsa gerek. Çocuklarımızın sadece dünyevî hayatlarını düşündük ancak uhrevî hayatlarını hiçe saydık. Okusun Mühendis olsun dedik demekle kalmadık doğduğumuz baba ocağından el kapılarına kiraya geldik ancak çocuklarımız Mühendis olacaksa dindar olmalı, ahlaklı olmalı bunu önemsemedik.  Dünyalık ihtiyaçlarını karşılamanın en önemli vazife olduğu yanılgısına kapıldık karınlarını doyurmak için başka ellere vardık ancak gönül dünyalarını ihmal ettik. Ahiretlerine yönelik mükellefiyetlerini hatırlarına bile getirmedik. Ahiretin varlığından, hesaptan, mizandan haberdar edemedik.

Ana babalar olarak şunu itiraf etmeliyiz ki çocuklarımızın bu hallere düşmeleri yapıp yaptıklarımızın sonucudur.

Ustad Bediüzzaman’ın: “Bir çocuk, küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imanî alamazsa, sonra pek zor ve müşkül bir tarzda İslamiyet ve imanın erkânlarını ruhuna alabilir. Adeta gayr-ı müslim birisinin İslamiyeti kabul etmek derecesinde zor oluyor, yabani düşer” analizini, her anne ve babanın dikkate alması lazım. Bunu dikkate almayan her ana babanın çocuklarının bozulmasında pay sahibi olduklarını da asla unutmamaları gerekir.

 

Çocuklarımızın gayr-ı ahlâkî hâl ve davranışları karşısında yine birçoğumuz neden ve niçinlerini düşünmeden onlara kızar, onları azarlarız.  Hemen suçlu ilan ederiz. Güler yüz, tatlı dille yaklaşıp, kusur ve hatalarını yüzlerine vurmadan onları bu durumdan kurtarmayı düşünmeyiz. Onları bu hallere düşüren, teşvik eden, perde arkasındaki kişi ve saikler, hemen hiç birimizin aklına gelmez.

Bu durumla ilgili olarak Taberani’de geçen bir hadis-i şeriflerinde Efendimiz (s.a.v.): “Sizler iffetlerinizi koruyun ki, hanımlarınız da iffetli olsunlar. Sizler anne-babanıza itaat edin ki, çocuklarınız da size itaat etsinler” hadis-i şerifinden anlıyoruz ki, giyim-kuşamlarından tutun diğer gayri ahlakî tutum ve davranışlara kadar suçlu ilân ettiklerimizin bu hallere düşmesinde bizlerin payı inkâr edilemez.

 

Tirmizi’de yer alan: “Hayra delâlet eden, onu işleyen gibidir.” Hadis-i şeriflerini delil tutarak : “Bir şeye sebep olan, onu işleyen gibidir.” Diyorum.

Buradan hareketle bir kere daha gönül ehline sesleniyorum: hata ve kusurlara şu veya bu şekilde sebep olanlar; onu işleyenler kadar suçludur, kabahatlidir, mesuldürler.

Selam ve dualarla…

Ramazan TOPCAN

Balıkesir İl Müftü Yardımcısı

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -

TRT Spor Haberler

Ayrıntılı Puandurumu Tablosu
Birlik Gazetesi
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA
Balıkesir Web Tasarım