İSTANBUL’UN FETHİ VE KILIÇ HAKKI 06.06.208


Bu makale 2018-06-06 15:23:58 eklenmiş ve 220 kez görüntülenmiştir.
Ramazan KARACA

 

     Dün 29 Mayıs’tı… İstanbul’un Fethinin 565.yılını idrak ettiğimiz gündü. İstanbul’un Fethi tarihimizde çok önemli bir yer tutan, çağ açıp çağ kapayan büyük bir zaferdir. Bu konuda fazla bir şey söylemeye zaten gerek yok. İlkokuldan beri bizlere anlatılan ve öğretilen bu önemli olay günümüzde de artık hakkı verilerek her platformda dikkate alınmaya başlandı. Eskiden belki bu kadar üzerinde durularak anlatılmıyor, çok geniş kitlelere aktarılamıyor ve programlar yapılmıyordu. Günümüzde filmleri ve dizileri daha fazla yapılır bir hale geldik. Aslında bu zafer başka bir millete ait olsa kim bilir neler yaparlardı, ama tarihi zaferlerle dolu bir ulus olarak biraz mütevazı bir durum söz konusu sanki bizde…  

     İstanbul’un Fethi denince aklımıza tabii ki Fatih Sultan Mehmet Han geliyor. Peygamberimiz tarafından “Ne büyük kumandan” diye müjdelenen bu büyük Hakan hakkında ciltler dolusu kitaplar yazılmış ve nasıl bir padişah olduğu anlatıla gelmiştir. Aslında çok küçük yaşlardan itibaren Fatih her yönüyle milletimize iyi anlatıla bilinse belki de birçok konuda mesele olarak görülen olumsuzluklar ortadan kalkmış olurdu diye düşünüyorum. Birçok konuda dememin elbette ki bir manası var. Çünkü Fatih Sultan Mehmet Han sadece askeri ve siyasi  anlamda değil, toplumun bütün meseleleri hakkında fikir üretmiş ve uygulamalarını sergilemiştir. Hemen örnek verelim; sağlıklı bir toplum ve çevre konusunda gösterdiği duyarlılık yüzyıllarca bütün dünyaya örnek teşkil etmiştir. Bıraktığı vasiyetname herkesin malûmudur ama bu vesileyle özet olarak buraya da almak isterim: Oluşturduğu vakfın imkanlarıyla, İstanbul’un her sokağına ikişer kişi tayin edilmesi, tükürenlerin tükürükleri üzerine kireç tozu ve kömür külü atılması, yine oluşturulan doktorlarla İstanbul’un her sokağına girilip, kapı kapı dolaşılıp hasta olup olmadığının sorulması ve gerekenin yapılması, inşa eylediği imarethanede şehitlerin geride kalanlarına yemek verilmesi gibi çok önemli sağlık ve toplumsal olayların çözümü için vasiyet eden bir devlet adamıydı. Bütün bunları yaklaşık altı asır önce gerçekleştirmiş olan bir hükümdardı.

     Tabii Fatih’i böyle birkaç cümleyle anlatmak ne mümkün… İstanbul’un Fethinin yıldönümünde bir konuya daha değinmekte fayda var diye düşünüyorum. Daha önce de yine bu konu gündeme gelmişti. İşte o zaman gazeteci/tarihçi Murat Bardakçı’nın yaptığı bir açıklama dikkat çekmişti. Katıldığı bir programda Murat Bardakçı gerekçeleri ile birlikte Ayasofya’nın acil olarak müze olarak kullanılmaktan çıkarılıp cami olarak kullanılmaya başlanması gerektiğini anlattı. Gerekçesini de Ayasofya’nın İstanbul’un Fethini sembollemesi olarak açıklayan Bardakçı “Kılıç hakkı diye bir şey vardır” dedi. Program sunucusu “80 bin cami var, yetmiyor mu?” diye bir soru sorunca Bardakçı şu cevabı vermişti: “Sayıyla, adetle sembolü karıştırmayın. İslamiyet’te kılıç hakkı diye bir şey vardır. Açın bakın okuyun. 80 bin caminin hangisi İstanbul’un Fethinin sembolü, göstersenize bana... İstanbul’un Fethini simgeleyen başka bir cami yoktur, cami dışında kullanılamaz ve cami olmalı…”

     Yüz yıllarca cami olarak kalmış Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açılması uluslararası bir mesele kimliği taşıdığı ve şimdi böyle bir kararı alıp uygulamanın da çok zor olduğu gibi de bir söylem var. İslami duyarlılıkları kaşıyarak Ayasofya'nın yeniden ibadete açılmasını savunmak ucuz bir politika olarak! değerlendiriliyor. Ama ülkede yaşayanların ekseri çoğunluğu böyle düşünmüyor. Meseleye Murat Bardakçı’nın izah ettiği gibi bakanlar daha fazla. Bakalım; bekleyeceğiz ve göreceğiz gelişmeler nasıl olacak...

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -

TRT Spor Haberler

Ayrıntılı Puandurumu Tablosu
Birlik Gazetesi
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA
Balıkesir Web Tasarım