HAYAT; BİR İMTİHANDIR


Bu makale 2017-03-15 12:22:01 eklenmiş ve 1289 kez görüntülenmiştir.
Ramazan TOPCAN

Maddî kazançlarımız dünya hayatımızda nasıl etkili ise manevî kazançlarımız da ruh dünyamızda ve ahiret hayatında o derece etkilidir.  Dünya, maddî kazancımızı sağlayıp hayata tutunma yeri olduğu kadar, insanlar için de Yüce Mevla’mız tarafından imtihan yeri olarak yaratmıştır. Kur’an-ı Kerimde bu gerçek şöyle açıklanmaktadır: “O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır.” (Mülk suresi/2)

“İnsanlar, inandık demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler.” (Ankebût suresi/2) ayet-i kerimesinde imtihanın insanlar için kaçınılmaz olduğu bildirilirken, başka bir ayet-i kerimede ise, insanın hem hayır ile hem de şer ile çeşitli imtihanlara tabi tutulacağı bildirilmektedir; “ Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya suresi/35)

Dünyada imtihandan geçmeyen kimse yoktur. Varlık imtihan olduğu gibi yokluk da bir imtihandır. Sağlık imtihan olduğu gibi hastalık da bir imtihandır. Herkes bir imtihandadır. Herkesin imtihanı farklıdır. Sadece fark şu; birileri malı ile birileri çoluk çocuğu ile birileri makamı ile kimileri varlıkla, kimileri yoklukla velhasıl herkes içerisinde bulunduğu halle imtihandadır. Bakara suresi 155.ayet-i kerime ile Hz. Allah [Azze ve Celle]  insanın tabi tutulduğu imtihan çeşitlerinden bazılarını şöyle açıklamaktadır: “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek imtihan ederiz. Sabredenleri müjdele.” 

Hz. Peygamber (s.a.v.), Mü’minin imtihanı başarıyla kazanabilmek için nasıl bir davranış üzere olması gerektiğini bize şöyle anlatır; “Mü’minin durumu gıpta ve hayranlığa değer. Çünkü her hali kendisi için bir hayır sebebidir. Böylesi bir özellik sadece Mü’minde vardır. Sevinecek olsa şükreder, bu onun için hayır olur. Başına bir bela gelecek olsa sabreder, bu da onun için hayır olur.”

Evet, belalar karşısında sabır ve teslimiyet, nimetler karşısında ise şükür bahtiyarlık vesilesidir.  Bu, varlıkta ve yoklukta nasıl davranacağımız konusunda da bizlere bir örnektir. Mü’min, sahip olduklarını kendinden değil Allah’ın bir lütfü bilmelidir.

Biz insanları hak ve hakikatten alıkoyacak çok şeyler vardır. Dünya ve ahiret imtihanında başarısız kılacak çok şeylerimiz vardır. İmtihan şekilleri çeşitli olmakla beraber en çok kaybetmemize sebeb olan dünyevî arzu ve isteklerimizdir. Çok kazanma hırsı, mal-mülk, makam-mevki, çoluk-çocuk sevgisi gibi dünya hayatının süsü olan nimetlere karşı zafiyetimiz imtihandaki başarısızlığımıza son derece etkendir. Oysa Yüce Kitabımızda dünya hayatı için lüzumlu olan bu nimetlere karşı aşırı düşkünlüğün zararlarına dikkat çekilmiş, dünya hayatının aldatıcılığına karşı Mü’minler uyarılmıştır: “Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın.” (Lokman suresi/33)

Aslına bakılırsa dünyanın geçici menfaatlerini elde etmek, hiç bir Mü’min için ulaşılacak bir gaye ve hedef değildir, olamaz da.  Mü’min olarak bizlerin asıl gayesi ebedî hayat denilen ahiret yurdunu kazanmaktır.  Mü’min,  Allah’ın kullarına ihsan ettiği nimetleri ahiret sermayesi için birer vasıta görür.

Bizleri bekleyen bu zorlu imtihandan başarıyla çıkabilmek için olanca gücümüzle gayret göstermeliyiz. Her konuda olduğu gibi burada da yapılması gereken öncelikli konu; bilgi sahibi olmaktır. İnsan, başarılı olabilmesi, kurtuluşa ermesi için nelerle ve nasıl imtihan olacağını bilmelidir. Bu yetmez; neyin doğru neyin yanlış olduğunu, neyin faydalı neyin zararlı olduğunu da bilmelidir. Bir kere şu kesinlikle bilinmelidir ki; kâmil bir imana sahip olmadan insanın kurtuluşu asla mümkün değildir. Davranışlarımız, imanımızla kıymet arz eder.  Kâmil bir iman için de salih ameller işlemek, günahlardan sakınmak ve güzel ahlâk sahibi olmak gereklidir. Kısaca insan, Allah’ın hoşnut olacağı şeyleri bilmeli ve ona göre bir hayat sürmelidir.

“Dünyaya bir daha mı geleceksin,  gününü gün yapmana bak” şeklindeki nefsî ve şeytanî vesvese ve tuzaklara aldanmamalıyız. Bu ve benzeri şeyler şeytanî hile ve tuzaklardır. İmtihanı kazanabilmek için bu gibi yanlış bir davranış içine düşmemeliyiz. Dünya nimetlerinden meşru ölçüler içerisinde istifade etmeliyiz. Şöyle düşünün; su geminin sahil-u selamete çıkması için bir nimettir. Ne zaman; su geminin altında olursa. Yok, eğer su geminin altında değil de geminin içerisinde olursa bir nimet olan su, geminin helak nedeni olur. Aynen böyle dünya ayaklarımızın altında olup mahkûm olması gerektiği yerde onu ayaklar altından alıp gönlümüze koyarsak gemi gibi dünya, helak nedenimiz olur. Dünyadan istifade edeceğiz ancak dünyaya dalıp kulluk vazifelerimizi unutmamak şartıyla. Dünyamız için ahiretimizi feda etmemeliyiz. Bu konuda da Yüce Mevla bizleri, bu dünya hayatının, eğlence ve oyununa dalıp da asıl hayat olan ahiret yurdunu unutmamamız konusunda uyarmaktadır. “Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi!(Ankebût suresi/64)

Hayat imtihanını kazanmak isteyen insan, dünyada yaptıklarının veya yapması lazım geldiği halde yapmadıklarının hesabını bir gün vereceğini asla unutmamalıdır. Zira ölümü ve hesabı unutmak insanı günah bataklığına sürükler. Günahlar ise insanın ahirette hüsrana uğramasına sebep olur.

En çok kaybettiğimiz konu şudur; “ileride tövbe ederim veya Allah’ın affı mağfireti geniştir, nasıl olsa affeder” Bunun adı; şeytanî düşüncelerin etkisinde kalarak günahlara dalmaktır. Bunun yanlış bir düşünce olduğu Fatır suresi 5, Lokman suresi 33. ayet-i kerimelerde şöyle bildirilir: 

“Sakın çok aldatıcı (Şeytan) Allah hakkında sizi aldatmasın.” 

“Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Hiçbir babanın çocuğuna hiçbir yarar sağlayamayacağı, hiçbir çocuğun da babasına hiçbir yarar sağlayamayacağı günden korkun! Şüphesiz Allah'ın va'di gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O aldatıcı şeytan da Allah hakkında sizi aldatmasın.

Dünya ve ahiret hayatında mutlu olmak istiyorsak ki bu, hemen herkesin arzusudur, o zaman günahlardan büyük küçük demeden sakınmalıyız. Günah yükü ile ahiret yolculuğuna çıkamayız. Şayet bilerek veya bilmeyerek bir günah işleyecek olursak, o zaman da hiç vakit kaybetmeden tövbe etmeliyiz. Zira tövbede acele davranmak Efendimizin [s.a.v.] bize tavsiyelerindendir.

Sürekli nefsimizi kontrol altında tutmalı ve nefis muhasebesi içinde olmalıyız. Geçip giden gençliğimizden ömrümüzü nasıl değerlendirdiğimize, kazandığımız mal ve servetle neler yaptığımıza, öğrendiklerimizle nasıl amel ettiğimize hemen hepsinin muhasebesini yapmalı ve kendimize çeki düzen vermeliyiz. Zaman, biz istesek de istemesek de geçiyor. Geçen her saat, her gün, her ay ve yıl ömrümüzü biraz daha azaltıyor. Sadece duvarda asılı bulunan takvim yapraklarını koparmıyoruz, ömür sahifelerimizden de koparıyoruz. Eğer bizler zamanımızı iyi, güzel ve hayırlı işlerle değerlendiremiyorsak zamanın geçmesi, yaşımızın ilerlemesi tek başına bize bir değer katmaz.

 

Selam ve dualarla…

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -

TRT Spor Haberler

Ayrıntılı Puandurumu Tablosu
Birlik Gazetesi
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA
Balıkesir Web Tasarım