DÜNYAYI YAŞANMAZ KILAN ALLAH DEĞİL, BİZLERİZ


Bu makale 2017-08-04 10:53:59 eklenmiş ve 188 kez görüntülenmiştir.
Ramazan TOPCAN

DÜNYAYI YAŞANMAZ KILAN ALLAH DEĞİL, BİZLERİZ

Sadece insan değil, dünyamız da bir nizam üzere yaratılmıştır. İnsan mutluluğu için kanunlar, kaideler vaz eden İslam, dünya düzeni için de kurallar ortaya koymuştur. Yaratan Allah’tır. Her şey irili ufaklı O’nun eseridir. Hayır olarak gördüklerimizin de şer olarak gördüklerimizin de yaratıcısı Allah’tır. O’nun yaratması olmadan kâinatta hiç bir şey meydana gelmez. Nimetler O’nun eseri olduğu gibi nikmet denilen bela ve musibetler de O’nun eseridir.

Müslüman, dünyada her şeyin Allah’ın takdiri ile olduğunu bilmelidir. Allah, dilemeden yaprak bile kıpırdamaz.

Tevbe suresi 51. ayet-i kerimede: “(Ey Peygamberim! İnsanlara) De ki: Bize ancak Allah’ın yazdığı   (takdir   ettiği)   şey   isabet eder.”   

Teğabun suresi 11. ayet-i kerimede ise: “Size   isabet   eden   her türlü musibet ancak Allah’ın izni  ile  olur.”  Buyrulmaktadır.

Fakat bütün bu olup bitenlerde sizin, bizim hiç mi payımız yok. Bunca genişliğine rağmen dünya bize dar gelmeye başladı. Kimse var olanla iktifa etmiyor. Herkesin gözü bir başkasında. Herkes kısadan köşe dönmenin derdinde. Yorulmadan kazanmanın peşine düşmüş. İklimlerde anormal denilecek değişiklikler yaşanmaya başlandı. Ozon tabakası delindi. Bu güne kadar görünmemiş doğa olayları görünür oldu. Âdete insan, kitlesel yok oluşun mimarı haline dönüştü.

Düşüncesiz attığımız her adım doğal yaşamın yok olmasına sebep oldu. Şehirleşmek, beslenmek ve enerji gibi bir takım ihtiyaçlar uğruna pek çok canlı türünün yaşam alanlarını daralttık. Bununla da kalmadık hem kendimize hem çevremize hem de canlılara zarar verdik. Başımızı avuçlarımızın arasına alıp da nerelerde yanlış yaptık deyip kendimizle hesaplaşamazsak o zaman korkarım ki hem gelecek nesillere bırakacak bir dünya kalmayacak hem de gelecek nesillerin bizzat varlığı dahi tehlikeye girecektir. Yaşadıklarımız bunu göstermektedir.

Kasırgalar, fırtınalar, boralar, tayfunlar, depremler, seller, kuraklık ve heyelan bir musibet olduğu gibi ibadetlerimizdeki ihmaller de bir musibettir, bir felakettir. Onlar da yukarda saydıklarımı hazırlayan sebeplerdendir. Biri dünyamızı diğeri, ise ahiretimizi tehdit eder. Mesela; iyiliği emredip kötülükten sakındırma görevimizi ihmal ettiğimizde Rabbimizin bize bela ve musibet göndereceğini ve içimizdeki iyiler dua etseler de bunların başımızdan kalkmayacağını, hatta yapılan duaların bile hükümsüz olacağı ifade buyurulmuştur.

Ben burada dünyadaki musibetlerin oluşmasının nedenleri üzerinde durmak istiyorum. Bela ve musibetlerin gelmesinde ne olabilir?

 

BELA VE MUSİBETLERİN NEDENLERİ:

1. Burada hemen şunu ikrar edelim ki çoğu zaman bu tür hadiseler insanların kendi yapıp ettikleri günahlar, haksızlıklar, ahlâksızlıklar, zulümler, kötülükler yüzünden olur. Nasıl ki sağlığına dikkat etmeyen insanın hastalanması kaçınılmaz bir son ise doğanın ihtiraslara kurban edilmesi, nimetlerin gelişi güzel kullanılması, kanunsuz, nizamsız, izinsiz avlanmalar, ormanların yakılması, hayvanların yaşam alanlarının daraltılması, küresel ısınma, tarımda kullanılan hormonlar ve gen oynamaları, endüstriyel atıklar, nehirlere ve denizlere boşaltılan toksinler, manyetik alanın bozulması, nükleer ve biyolojik silahlanmalar, vb. gibi hadiseler, doğal dengenin bozulmasına, dünyanın rotadan çıkışına, dünyanın tahrip edilmesine sebeb olmuştur. Bütün bunlar insanoğlunun kendi eliyle kendi dünyasını yaşanamaz hale getirmesidir. Unutmayalım ki dünyayı yaşanmaz kılan Allah değil, bizleriz. İhtiraslarını frenleyemeyen insanoğlu doğal dengeyi bozuyor. Allah'ın ölçü ile yarattığını tahrip ediyor. Neticesinde afetler. Rum suresi 41. ayet-i kerimede: "İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde bozulma meydana gelir; Allah da belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır.”

Şura suresi 30. ayet-i kerimede: “Başınıza    gelen    her hangi  bir  musibet, kendi ellerinizin   yaptığı   (işler, kusurlar)  yüzündendir. Allah yaptıklarınızın çoğunu affediyor (da bu yüzden size musibet vermiyor).”

Nisa suresi 79. ayet-i kerimede: “Sana gelen kötülük, kendindendir, (günahların yüzündendir.”

Nisa suresi 123. ayet-i kerimede:   “Kim kötü bir amel işlerse, onunla cezalandırılır.”  

Rad suresi 11. ayet-i kerimede ise: “Bir millet, kendini bozmadıkça, Allah onların hallerini değiştirmez.” Buyrulmaktadır.

 

Resulullah (s.a.v.) Efendimiz, bir gün: “Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca onlara büyük belâlar iner.” buyurdular. Huzurunda bulunanlar:

“Ey Allah’ın Resulü! Bunlar nelerdir?” diye sordular.

Resulullah (s.a.v.)  Efendimiz, şöyle buyurdular:

1- Millî servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında gidip gelen bir metâ haline gelirse,

2- Emanet, ganimet ve fırsat bilinip hıyanete uğradığı zaman,

3- Zekâtı (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman,

4- Kişinin karısının kötü emirlerine itaat ettiği zaman,

5- Anne hukuku sıkça çiğnendiği zaman,

6- Baba hukuku sıkça çiğnendiği zaman,

7- Arkadaşın kötü emirlerine itaat arttığı zaman,

8- Mescitlerde (rıza-yı İlâhîyi gözetmeyen husumet, alış-veriş, eğlence ve siyaset vs. ile ilgili sesler yükseldiği zaman,)

9- Kavme, onların en alçağı reis olduğu zaman,

10- Zorba kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği zaman,

11- Şarap meşru sayılarak içildiği zaman,

12- İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği zaman,

13- Şarkıcı kadınlar arttığı zaman,

14- Türlü çalgı âletleri arttığı ve sıkça çalınır olduğu zaman,

15- Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakaret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, zelzeleyi, yere batışı veya suret değiştirmeyi ya da gökten taş yağmasını bekleyin.

 

2. Kimi zaman bela ve musibetler, günahların kefareti (af olması) için gelir. Dünyada musibetlere maruz kalıp da güzelce sabreden kimseler, ahiret yurduna ya günahsız gider veya günahları azalmış olarak giderler.

"Mü'min erkek ve kadının kendisinde, çocuğunda, malında bela eksik olmaz. Ta ki günahsız olarak Allah'a kavuşsun."Muvatta, Cenaiz, 40

"Mü'min kişiye hiçbir yorgunluk, rahatsızlık, kaygı, üzüntü, keder, sıkıntı isabet etmez ki; hatta ayağına batan bir diken bile yoktur ki, onunla günahları silinmesin."İbn-i Hibban, VII, 166.

"Mü'minin hastalığı bir silkelenmedir. Günahlarını döker."Bezzar, Müsned, IV, 111

Mü'min hastalandığında bu onu, tıpkı körüğün demirin  pasını giderip temizlediği gibi tertemiz kılar." İbn Hibban, VII, 198

Mü'minin haline hayret edilir, her hali hayırdır. Kendisine bir nimet gelse şükreder, bir sıkıntı gelse sabreder. Her ikisi de onun için hayır olur. Bu, Mü'min’den başka bir kimse için söz konusu değildir."İbn-i Hibban, VII, 155

 

3. Kimi zaman da Allah, daha büyük bela ve musibetleri küçükleri ile def eder de bizler fark edemeyiz. Şöyle ki küçük musibetlerle karşılaşan kullar olarak bizler, kadir-i mutlak olan Rabbimize tazarru ve niyazda bulunuruz. Allah Teâlâ da bu niyazlarımız vesilesiyle biz kullarını hem dünyevî hem uhrevî musibetlerden korur. Aslına bakarsanız şerden hayrın çıkması denen bir olay var oda şu; musibetler Allah'a kulluğumuzu tazeleme, dua ve niyazlarımızı artırma vesilesi oluyor.

4. Kimi zaman Cennette yüksek derecelere kavuşması için Mü’mine musibetler ikram edilir. Bunun içindir ki en büyük bela ve musibet Peygamberlere gelmiştir.

En şiddetli bela, Peygamberlere, velilere ve benzerlerine gelir. (Tirmizi)

Nimete kavuşması için insana musibet gelir. (Buhari)

Musibet, kavuşulacak bir derece için gelir. (Ebu Nuaym)

Allahü Tealanın hayrını murad ettiği kul, belaya maruz kalır. (Taberani)

Kişi, hep sıhhat ve selamette olsa idi, bu ikisi onun helaki için kâfi gelirdi. (İ.Asakir)

 

5. Kimi zaman bela ve musibetler bir imtihan olur. Zira içerisinde yaşadığımız dünya, lezzet ve mükâfat yeri değil, meydan-ı imtihandır ve hizmet yeridir.         Allah, insanoğlunu varlıkla da yoklukla da imtihan eder. İmtihanın neticesinde sabredenler kazanır. Sabretmeyip haddi aşanlar kaybeder. Bakara suresi 155. ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: "Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden (sahip olduklarınızı eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele."

6. Kimi zaman da bela ve musibetler Allah Teâlâ tarafından bir cezalandırma yolu olabilir. Bu durumda Mü’min olarak bir kaç hususa dikkat etmeliyiz: Şöyle ki; belalar geldiğinde umumi gelir. İyi ile kötüyü birbirinden ayırt etmez. Gayretullaha dokunan günahı sebebiyle musibetin gelmesine neden olanlarla, bundan beri olanı tefrik etmez. Dolayısıyla iyilikleri ve iyilerin sayısını çoğaltmaya çalışmalı, kötülük ve kötülerin sayını azaltmalıyız. Gönüllere kulluk şuurunu yerleştirmeli, kötülüklerin ve isyanların önüne geçmeliyiz. Bu nedenle şunu ifade edeyim ki şayet cami cemaatinin sayısını çoğaltabilirsek o zaman bilelim ki sokağın yaramazı azalacaktır. Ne zaman, hangi günahın gayretullaha dokunacağını kesin olarak kim bilebilir? Öncelikle kendimize çekidüzen vermemiz gerekir. Kendimizi günahlardan kurtarmak için çalışmalıyız. Maddi ve manevi dünyamıza zarar verecek şeylere engel olmak zorundayız.

BELA VE MUSİBETLER TOPLUMLARIN DA HELAK NEDENİ OLMUŞTUR

Bela ve musibetler fert üzerinde müessir olduğu gibi toplumlar üzerinde de müessir olmuş hatta helak olmalarına kadar büyük felaketlere sebebiyet vermiştir. Tevbe suresi 70. ayet-i kerimede: “Onlara kendilerinden evvelkilerin, Nuh, Âd ve Semud ka­vimlerinin, İbrahim kavminin, Medyen halkının (Şuayb peygambe­rin kavminin) ve (Lut kavminin başları üstüne) ters dönen şehirle­rin haberi gelmedi mi? Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. (İnanmadıkları için helâk oldular) Allah onlara zulmede­cek değildi, fakat onlar kendi kendilerine zulmetmekteydiler.” Buyrularak mevzukonu edilen kavimlere peygamberler mucizelerle geldi­kleri halde bütün bu kavimler, gelen peygamberleri yalanladılar. Onları inkâr edip hatta öldürülmelerine bile sebeb oldular. Allah Teâlâ da her birini bir ayrı ayrı musibet ve belalarla helâk etti.

Mesela; Hz. Nuh (a.s.), kendi kav­mine gönderildi. Kavmi onu inkâr edince meşhur Nuh tufanında boğulup helâk oldular.

Hz. Hud (a.s.) Âd kavmine Peygamber olarak gönderildi. Âd kavmi inkâra kalkınca şiddetli rüzgâr ile helâk oldular.

Hz. Salih (a.s.) Semud kavmine Pey­gamber olarak gönderildi. Fakat kavmi Hz. Salih Peygamberi yalanlayınca onlar da depremle helâk oldular.

Hz. İbra­him’in (a.s.) kavmi ise sinekle helâk oldu.

Medyen halkına Pey­gamber olarak gönderilen Hz. Şuayb’ı (a.s.) kavmi inkâr edip yalanlayınca onlar ateşle helâk oldular.

Şehirleri alt-üst olarak helâk olan kavim ise Hz. Lut’un (a.s.) kavmidir. Bu ka­vim Ankebut suresi 28-31; Araf suresi 80-84 ve Kamer suresi 34-39. ayet-i kerimelerde beyan edildiği üzere homoseksüellik yüzünden helâk olmuştur. Ankebut suresi 40. ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Nitekim onlardan her birini günahları sebebiyle cezalandır­dık. Kiminin üzerine taşlar savuran rüzgârlar gönderdik, kimini korkunç bir ses yakaladı, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulüm etmiyor, asıl onlar kendilerine yazık ediyorlardı.” 

HELAK SEBEBLERİ:

Önceki kavimlerin Allah’a isyan etmeleri, peygamberlere karşı çıkmaları, peygamberleri öldürmeleri, yeryüzünde büyüklenmeleri, gururlanmaları, fitne ve fesada sebeb olmaları, hak­sızlık, ahlâksızlık, zulüm ve haktan ayrılmaları gibi nedenlerle helâk olduklarını Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de bildirmektedir.

Şöyle denemez. Kur’an-ı Kerim önceki kavimlerin başlarına gelen olayları, nasıl helâk olduklarını bize niçin anlatıyor? Bunların bizimle ne alakası var? Bunlar tarihte yaşanmış olaylardır. Buna benzer soruların gerçek sebebini Yüce Mevla’mız, Yusuf suresi 111. ayet-i kerimede: “Andolsun onların (geçmiş peygamberler ve ümmetlerinin) kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ibretler vardır. (Bu Kur’an) uydurulacak bir söz değildir. Ancak kendinden öncekilerin tasdiki, her şeyin açıklaması, iman eden bir toplum için bir rahmet ve bir hidayettir.” 

Rum suresi 42. ayet-i kerimede ise: “De ki: Yeryüzünü dolaşın ve (sizden) önce yaşamış olan (gü­nahkâr) ların sonlarının ne olduğunu görün. Onların çoğu müşrik idi (Allah’tan başka varlıklara veya güçlere ilâhî sıfatlar yakıştır­mışlardı).” İfade buyurmaktadır.

Bu ve vb.  ayet-i kerime   ve  hadis-i şerifler, insanların  başına  gelen musibetlerde insanların işledikleri hata ve kusurlarının etkili olduğunu göstermektedir. Allah, zulümleri sebebiyle birçok toplumu  çeşitli afetlerle cezalandırmış ve helak etmiştir. Mü’min olarak bize düşen; Allah’ın yarattığı doğal dengeyi korumak, kulluğumuzu ihmal etmemek, iyilikleri ve iyileri artırmaktır. Gelen bela ve musibetlere sabırlı olmaktır.

Selam ve dualarla…

Ramazan TOPCAN

 

Balıkesir İl Müftü Yardımcısı

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -

TRT Spor Haberler

Ayrıntılı Puandurumu Tablosu
Birlik Gazetesi
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA
Balıkesir Web Tasarım