KABE VE HAC NOTLARI


Bu makale 2017-08-24 09:44:35 eklenmiş ve 234 kez görüntülenmiştir.
Aslan TORUN

2004 yılında emekli olduğum da kutsal topraklara yani hacca gitmek için müracaat etmek istedim ancak eşim daha erken olduğunu söyleyerek beni vazgeçirdi.. Bunun ne kadar yanlış ve hatalı olduğunu sonradan ikimiz de  anlayacaktık. Sonra 2007 de artık eşimi dinlemeyip kendim müracaat ettim. Aslında emekli olmadan  önce de  belki on yıl boyunca hemen her yıl görevli olarak kutsal topraklara gitmek için her yıl Ankara İstanbul ve İzmir de imtihana girmiştim ama hepsinden eli boş dönmüş görevli olarak gidememiştim. Belki de Allahu taala böyle takdir etmişti. Neyse biz 2007 yılında baş vurduktan sonra her yıl büyük bir sabırsızlıkla ve heyecanla kuranın çekilişini bekliyorduk,  ne zaman kura çekilip ismimiz çıkmayınca büyük bir hayal kırıklığına uğrayıp üzülüyordum. Bazı arkadaşlarımızın bizden sonra müracaat etmelerine rağmen hacca gittiklerini gördükçe ister istemez üzülüyor hatta bazen isyan ettiğim bile oluyordu. Hatta kuralar çekildiği gün camiye gittiğimde  İmamımız Ali hoca ne oldu diye sorduğunda üzgün ve ümitsizce –Olmadı anlamında başımı sallayıp üzüntümü söyleyince hatta ve hatta

-Bana nasıl olsa çıkmıyor Ali Hocam ben artık bu işten vazgeçiyorum diye söyleyince o sağ olsun kararlı bir şekilde beni uyarıyor ve teselli ediyor

-Sakın Aslan bey sakın vaz geçme bu bir kısmet ve nasip işi Allahü Teala bir gün size de nasip edecek ve sizi de oraya çağıracak diye beni kararımdan döndürüyordu. Bu şekilde bekleyişimiz yedi yıl sürdü ve bu yıl yani 2013 te kurada ismimiz çıktı ve dileklerimiz kabul oldu .Sevincime diyecek yoktu tabii. Kuralar nisan ayında çekilmiş Eylül ayında gideceğimiz tahmin edilmesine rağmen biz hemen büyük bir heyecanla hazırlıklara başlamıştık bile. Daha önce gidenlere devamlı soruyor soruşturuyor oralar hakkında bilgi alıyor ne yapmamız gerektiği ve nasıl hareket edeceğimizi,  yanımıza neler alıp neler bulundurmak gerektiği konusunda devamlı herkese bir şeyler soruyorduk. Özellikle hanım kullanacağımız eşyalar ve giyim kuşamımız konusunda çok titiz davranıyordu, bir arkadaşa sorduğunda valize koyduğu bir eşyayı başka birisi gerek yok derse hemen valizden çıkarıyordu. Bu arada yaz tatilimizi kısa kesmiş eşle dosta vedalaşmak ve büyüklerimizden helallık almak ve ölmüşlerimizin mezarlarını ziyaret etmek için memleketim Artvin e bile gitmiştik. Bir yandan da oraya ait kitaplar okuyor resimler seyrediyor oraları daha iyi tanımaya çalışıyorduk. Hiç bir şeyin eksik ve noksan kalmaması için çok inceliyor çok soruyor çok titiz davranıyorduk. Bilhassa sağlık konusunda çok titiz davranıyorduk. Oranın çok sıcak olması bizi az da olsa endişelendiriyordu. Yanımıza ilaçlarımızı almayı ihmal etmememiz gerekiyordu. Ayrıca sağlık konusunda daha başka nelere dikkat etmemiz gerektiğini iyice sorup soruşturup tedbirimizi ona göre almak istiyorduk. Gideceğimiz günler yaklaştıkça heyecanımız daha da artıyordu. Müftülüğe uğruyor bilgileri alıyor Paşa  camiinde ki seminerlere katılıyorduk. Kafilemiz ve gruplarımız belli olmuş kafile başkanımız ve grup hocalarımızla da tanışmıştık. Grubumuz da ve kafilemizde birkaç kişiyi uzaktan tanıyor orada beraber kalacağımız kişileri ayarlamaya başlamıştık. Hac malzemelerini almak için Bursa ya gitmiş oradan da  İnegöl e geçerek bütün eş dost akraba ve tanıdıklarla görüşmüş helallik almıştık. Hac dönüşü ziyarete gelecek eş dost akrabalara dağıtacağımız eşyaları buradan almış hiç dışarıdan alıp yük etmememizi söylemişlerdi. Medine den hurmayı Mekke den de zemzemi almamızı diğer her şeyin zaten Türkiye de en iyilerinin olduğunu oraya gidince görecektik. Zaten Arabistan da her şey bilhassa hediyelik her şey hepsi Çin malıydı, yani alıp memleketimize getirmeye veya yük etmeye hiç gerek yoktu.

   Kutsal topraklara gitme günü yaklaşıyor her geçen gün heyecanımız daha da artıyordu. Nihayet vakit saat gelmiş gideceğimiz gün ve saat belli olmuştu.21-Eylül-2013 cumartesi günü saat akşamüzeri ikindi namazından sonra Balıkesir de Paşa alanı mahallesinde yeni yapılan Müftülük binasının yanından otobüslerle İzmir e hareket edip oradan uçakla kutsal topraklara uçacaktık. Mahalle camimizde ikindi namazını kıldıktan sonra evimizin önünde yapılan duayı müteakip otobüslerin kalkacağı alana doğru hareket ettik. Oraya vardığımızda büyük bir kalabalık bizi bekliyordu, sanki bütün Balıkesir oradaydı,  İzmir e bizi götürecek Otobüslerde hazır bekliyordu. Bineceğimiz otobüsü bulduktan sonra oraya kadar bizi geçirmeye gelen eş dost ve akrabalara veda ederek dualar eşliğinde akşamüzeri nihayet İzmir e doğru yola çıktık .Otobüste fazla yakından tanıdığımız kimse yoktu ama daha İzmir e varmadan çok kişilerle tanışmış sohbet etmiştik, yollarda durmuş namazımızı kılmış nihayet gece biraz geç vakit Adnan Menderes hava alına ulaşmıştık. Şimdi hava alanında bizi uzun ve yorucu bir bekleyiş başlıyordu. Pasaport kontrolleri ve diğer kontroller,  valizlerin uçağa yerleşmesi ve bizim de uçağa yerleşmemiz neredeyse sabahı bulmuştu. İşlemler çok ağır yürümüş sabaha kadar ayakta beklemiş uykusuz kalmış iyice yorgun düşmüştük. Uzun ve yorucu bekleyiş nihayet bitmiş sabah saat altıda kutsal topraklara gitmek için havalanmıştık. Şimdi bizi büyük bir heyecan sarmış ilk defa yurt dışına çıkmanın ve kutsal toprakların özlemi kaplamıştı.

   22-Eylül 2013 Pazar sabahı saat altıda başlayan ve İzmir den kalkan uçağımız Ege ve Akdeniz üzerinden geçip Kıbrıs ın ve Kızıl denizin üzerinden Medine ye varacaktı. Üç saatlik bir uçuş sonrası Arabistan topraklarına varmış Medine üstünde uçmaya başlamıştık, yukarıdan baktığımızda bazı yerlerin taşlık kayalık bazı yerlerinde çorak toprak olduğu belli oluyordu, bağlık bahçelik yeşillik alanlarda az çok görülebiliyordu. Hostesin sesiyle nihayet Medine ye iyice yaklaştığımız anlaşılıyordu, heyecanımız iyice artmış ve Medine hava alanına inmiştik. Uçağın kapıları açılıp dışarı çıktığımızda yüzümüze sıcak bir hava dalgası vurmuştu, biz bunu uçağın motorlarının sıcaklığı sanmıştık ama uçaktan inip uzaklaşınca da devam ettiğini görünce bu sıcaklığın Medine nin ikliminden olduğunu anlamıştık. Medine hava alanında işlemlerimiz bir saate yakın sürmüş sonra da servis otobüslerine binmiş kalacağımız otele ve Efendimizin mekanına doğru hareket etmiştik. Otobüste heyecan son haddine varmış tekbir ve ilahiler eşliğinde hem gidiyor hem de bir an önce Peygamberimizin o kutsal mekanını ve yeşil kubbeyi görmek için devamlı camlardan etrafı gözetlemeye çalışıyorduk. Bazen salavat getiriyor bazen de susarak nefesimizi tutup  Peygamber Efendimizin daha önce Yesrib olan ismini Medine ye çevirdiği  ve Efendimizin şereflendirdiği o mübarek mekanları görecektik. Adeta Peygamber Efendimizin Mescidinde ki yeşil kubbeyi kim daha önce görecek diye yarışa girmiştik. Nihayet biraz daha ilerledikten sonra yüksek binaların arasından o güzelim yeşil kubbeyi görebilmiştik. Herkes büyük bir heyecanla salavatı-şerifeler getiriyor bir an önce Onun mescidine ulaşmak için sabırsız bir şekilde arabadan inip soluğu Efendimizin mübarek huzurunda almak istiyorduk. Öğle ezanının okunması yakındı alel acele otelimize yerleştikten sonra abdest alıp sabırsız bir şekilde Mescidi-Nebeviye doğru hızlı bir şekilde yürümeye başladık. Yürümüyor adeta uçmak istiyorduk. Dua ve tekbirler eşliğinde mescidin içine girmiştik. İçerisi alabildiğine  geniş güzel ve büyüktü. Her tarafta soğuk sular akıyor ve klimalar çalışıyor bu sayede insanlar serinliyor rahat ediyorlardı, bize daha sonra söylendiğine göre aynı anda mescitte içinde ve avlusunda altı yüz bin kişi namaz kılabiliyormuş. Mescidi-Nebevi gece olsun gündüz olsun her zaman çok kalabalık olmasına rağmen namaz vakitleri daha da kalabalık oluyordu, biz vardığımızda önler tamamen dolmuş ancak arka yerlerde yer bulabilmiştik. Namazımızı kırmızı halıda kıldık ama bizim bütün aklımız hep Peygamber Efendimizin sağlığında namaz kıldığı –Minberi ile Hücrei Saadeti denilen Cennet bahçesi olarak ifade ettiği yeşil halıya dokunmak ve orada namaz kılmaktı. Allah ın izniyle sonradan orada namaz kılmak bize de  nasip olacaktı.

 

 

---------------------------------------

 

 

 

 Bir an evvel Peygamber Efendimizin kabrini yattığı yeri yakından görmek için yeşil halıya doğru ilerledik ama kalabalıktan değil yürümek adım atmak bile mümkün değildi. Peygamber Efendimizin dediği gibi –kim eğer vefatımdan sonra kabrimi ziyarete gelirse hayattayken beni ziyaret etmiş gibidir- sözünü yerine getirmek için sabırsızlanıyorduk.  Öğle namazından sonra yeşil halıya doğru ilerledik ama gündüz yeşil halıda namaz kılmamız mümkün görünmüyordu, bizde daha sonra veya gece kılarız diyerek avlu boyunca ilerleyip Peygamberimizin mezarını uzaktan da olsa görmeye çalışmıştık. Zaten Onun yattığı yer sağlığında Hazreti Ayşe nin kaldığı odaymış, yeşil kubbenin altında yeşil sütunların içinde yatıyordu. İkindi namazına kadar mescitte kalıp içini ve etrafını dolaşıp hayran hayran mescidi seyrettik. Nasıl olsa daha bir hafta orada kalıp kırk vakit namazımızı tamamlayacak  elimizden geldiğince mescitte namaz kılıp dua edip kuran okuyup fırsat buldukça da  Yeşil alanda namaz kılmaya çalışacaktık. Sonra otele dönüp istirahate çekilmiştik. Medine de ki bütün oteller Mescidin çevresinde olup yürüyerek vakit namazlarına yetişiliyordu. Mescidi-Nebevi Peygamber Efendimiz ilk hicret ettiği zaman devesinin çöktüğü yere inşa edilmiş etrafı duvarlarla çevrilmiş üç avluya bölünmüş üzeri hurma dalları ile örtülmüştü. Daha sonra çok değişik zamanlarda tamir görmüş bir çok aşamalardan geçmiş bu günkü muhteşem halini almıştı. Daha önce Mescidi Aksaya doğru olan kıble Mescidi-Harama çevrilince kıble duvarı aynen kalıp mescit diğer taraflara doğru iyice büyütülmüş ve geniş hale getirilmişti. Mescit dört halife döneminde bazı yerleri büyütülmüş ve etrafına dört Halifeni de ismini taşıyan mescitler yapılmıştı. Bilahare Mescit Emeviler döneminde bazı değişikliğe uğramış sonra da Osmanlılar döneminde duvarlara yazılar yazılıp Sultan Abdulmecid zamanında ciddi bir şekilde restore edilmiş olup bu gün bile avluya girilen kapıların birine Babı-Mecid adı verilmiş Osmanlı ismi halen yaşatılmaktadır. Daha sonra da Kral Fahd döneminde iyice genişletilerek bu günkü halini almıştır.

  Birkaç gün içinde Mescidin her tarafını dolaşmış içini dışını iyice öğrenmiş fırsat buldukça bilhassa geceleri üçte dörte kalkıyor mescide gidiyor o kalabalık içinde teheccüd namazı sabah namazı ve yeşil alanda namaz kılmaya çalışıyorduk. Peygamber Efendimizin mezarının yanına elimizden geldiğince yaklaşıyor içerisini görmeye çalışıyorduk ama net olarak görmek mümkün olmuyordu. Orada kaldığımız bir hafta içinde hem Peygamber Mescidinde namazlarımızı kılıyor hem de her gün bir yeri ziyaret ediyorduk, ilk uğrayıp ziyaret edeceğimiz yer Uhut savaşının yapıldığı Uhut dağı ve çevresi olacaktı, servis otobüslerine binip oraya doğru yola çıktığımızda bayağı heyecanlıydık. Zira Peygamber  Efendimizin savaşlarından en önemlisi orada olmuş Peygamber Efendimiz ölüm tehlikesi geçirmişti. Kısa bir yolculuktan sonra Uhut dağının eteklerine varıyoruz Uhut dağı boydan boya uzanan gerçekten çok görkemli bir dağ, yanında ki okçular tepesi ve Hz. Hamza nın şehit düşüp mezarının olduğu yeri ziyaret ediyoruz anlatıldığına göre Okçular tepesi yıllarca yapılan ziyaret sebebiyle bayağı   küçülmüştü. Hz. Hamza nın mezarı  yerinde duruyor bir diğer önemli şey de orada yapılan kazılarda ve sel sularının ortaya çıkarmasıyla Uhud harbinde şehit düşenlerin vücutlarının hiç bozulmadıklarını öğreniyoruz. .Daha sonra  doğru soluğu Küba mescidinde alıyoruz, Peygamber Efendimiz Mekke den Medine ye hicret ederken burada üç gün kalmış ve ilk mescit burada inşa edilmiştir. Mescidin her tarafını dolaşıp iki rekat namaz kılıyor oradan ayrılıyoruz, bir başka Mescide doğru yol alıyoruz burası iki mihraplı cami ve diğer adıyla Kıbleteyn mescidine varıyoruz. Bu camiye iki mihraplı cami denmesinin sebebi de önceleri Müslümanların kıblesi Mescidi Aksa olduğu için mihrap ona göre yapılmış daha sonra da kıble Kabeye döndüğü için başka bir mihrap yapılmıştır. Onun için buraya çift mihraplı cami deniyor, ,işin ilginç yanı kıble değişikliği sebebiyle Mescidi Aksaya doğru kılınmaya başlayan namazın Kabeye dönerek tamamlanmasıymış. Oradan ayrıldıktan sonra Hendek savaşının yapıldığı yere doğru gidiyoruz oraya vardığımızda Peygamber Efendimizin ve sahabenin yaptırdığı yedi mescitti  bu mescitlerin yanına çadırlar kurulmuş ve Selman-i Farisi tarafından açtırılan Hendeklerden savaş idare edilmiş, ancak günümüze ulaşan o mescitlerin yıkılıp yerine büyük bir mescit olan Fetih Mescidi yapılmış ve savaş için açılan Hendeğin tamamen kaybolduğunu görüyoruz. Bir diğer gün kafile hep birlikte Hurma almaya gidiyoruz servislere binip on dakika gittikten sonra hurma bahçesine ve hurma satılan yere varıyoruz, hurmanın en güzeli Medine de oluyormuş, Mekke de de hurma olurmuş ancak Medine nin hurması daha güzelmiş . Burada her tatta her kalitede hurma bulunuyordu, fiyatları da değişik on riyalden başlayıp altmış yetmiş riyale kadar çıkıyordu, biz en güzeli olan Mebru hurması alacaktık, uzun pazarlıklardan sonra kilosunu 25 riyala kadar düşürdüğümüz hurmalardan aldık, kasalarda paket yapıp üzerine adres yazarak kargoyla Türkiye ye gönderilmek üzere anlaştık, zaten en az alan yine 25 -30 kilo almıştı. Bu işi de hallettikten sonra bir diğer gün Hocalarımız bizi Cennetül- Baki mezarlığına götürdüler. Mescidi Nebevi de sabah namazını kıldıktan sonra hemen yakınında bulunan Mezarlığa doğru ilerliyoruz yine her taraf çok kalabalık,  ağır ağır ancak kapıya varabiliyoruz. Mezarlık gerçekten çok büyük ve Medine nin tek mezarlığı  burada Peygamber Efendimizin başta eşi Hz Ayşe olmak üzere diğer eşleri Sevgili kızı Hz. Fatma diğer kızları l6 aylıkken ölen oğlu İbrahim süt annesi Halime çok sevdiği Hazreti Osman ve on binden fazla Sahabe yatmaktaydı, zaten Medine de başka mezarlık olmadığını söylediler, mezarlığa vardığımızda öğrendiğimiz kadınların içeri giremeyip dışarıda beklemeleriydi, oradan okuyup dua yapıp içerisini gezemeyecekleriydi, bir diğer önemli hususta burada Türkiye deki gibi gösterişli Mermer beton lahit gibi şeylerle donatılmış mezar ve kabirlerin bulunmayışı idi. Bir diğer önemli hususta burada Hem Mescidi Nebevide hem de Mekke de Kabe de her namaz vaktinden sonra cenaze namazı kılınması ve ölenlerin gece ve gündüz her vakit toprağa verilmesiydi, havanın çok sıcak olması nedeniyle bekletilmiyor her zaman hazır olan mezarlara ölenler defnediliyordu. Bir diğer önemli öğrendiğimiz şeyde bir mezar aradan beş yıl geçtikten sonra et ve kemikler tamamen çürüdükten sonra tekrar defin için açılabiliyormuş, erkeklerin baş ucunda bir tane kadınlarında başında iki adet taş bulunmasıydı, mezarlarının başka hiçbir özelliği  yoktu. Zaten Arabistan da en kıymetli mezar zamanla tamamen izi kaybolan mezarlarmış. Kadınlar dışarıda beklemiş biz erkekler epeyce bir süre mezarlığı dolaşabilmiştik. Medine de gittiğimiz bir diğer önemli yerde Medine Müzesiydi, müze şehir içinde olduğu için yürüyerek on dakikada müzeye varabilmiştik. Müze gerçekten çok güzel ve görülmeye değerdi başta Mescidi Nebevi olmak üzere diğer yerlerin krokileri çıkarılmış Peygamber Efendimizin Medine ye ayak bastıktan sonra mescidinin şimdiki hale gelişi Cennetül-Baki mezarlığı ve Uhut Savaşının yapıldığı yerin ve bütün Medine nin krokisini incelemiş yetkililerden bilgiler almıştık. Medine ye gidip te ecdat yadigarı en önemli eserlerden olan biri olan tren istasyonunu göremeden ayrılmak mümkün değildi şüphesiz. Ancak ben oraya kafileyle değil yalnız başıma gittim. Kafileyle beraberken sadece uzaktan bakmış yakınına varamamıştık. Ama ben yakınına kadar gittim. İstasyon şehir dışında Anberiye denen yerdeymiş ama şimdi şehir büyüyünce tamamen içeri de kalmış. Osmanlı Devletinin son büyük Padişahlarından 2. Abdulhamid tarafından kimsenin yapılmasının mümkün olmayacağı projeyi işleme koymuş ve İstanbul Sirkeci den başlayan demir yolu Türkiye den sonra Suriye Ürdün ve Lübnan topraklarından Medine ye kadar ulaşmıştı. Bu da başta İngilizler olmak üzere o topraklarda ve özellikle de petrolde gözü olan  bir çok Avrupa ülkesinin hiç hoşuna gitmemiş daha sonra demir yolunu ortadan kaldırmak için  rayların demirlerinin sökülerek para karşılığı alanlar bile  olmuştur. Bu demiryolu yapılmadan önce Medineye atla veya deveyle gelenler Medineye yaklaşınca bineklerinden inerek Peygamber Efendimize hürmeten yürüyerek onun mescidine varırlarmış, bir diğer önemli hususta yine Medineye ulaşan Demiryolunun raylarının içine bir dönem keçe döşetilerek Tren sesinden Peygamber Efendimizin, Ruhaniyetinin rahatsız olmasını önlemekmiş. Ayrıca İstasyonun hemen yanına Sultan Abdulhamid tarafından kesme taştan yaptırdığı Hamidiye Camii de bütün güzelliğiyle durmaktadır. Medine de daha çok dolaşılacak ziyaret edilecek görülmesi gereken yerler vardı ancak hem zamanımızın kısıtlı olması hem de Mescidi Nebevi de daha çok ibadet etmemiz için çoğu zamanımızı otelle mescit arasında geçirmeye gayret ettik. Yine orası için anlatılacak yazılacak çok şeyler vardır ancak ben sadece önemli bir tanesini anlatmak istiyorum o da   Peygamber Efendimizin mübarek kabirleriyle ilgilidir.

 

------------------------------------------------------------------------------------------

 

   Peygamber Efendimizin ölümünden yıllar sonra kurulan Selçuklu Devleti ve Abbasi devleti yıkılmış Orta doğuda bir çok devletçikler bulunmaktadır, Haçlılar Kudüsü işgal etmişler İslam alemini kucaklayan ve himaye eden güçlü bir  devlet bulunmamaktadır. Ancak bu ufak devletlerin içinde en gayretlisi ve güçlüsü Zengi Atabeyliğidir. Bu sıkıntılı günlerde Zengi Atabeyi Nurettin Zengi  bir rüya görür, rüyasında Peygamber Efendimiz kendisine iki kişiyi göstererek onların kendisini rahatsız ettiğini söyler. Nurettin Zengi bu rüyayı defalarca görür ve hemen harekete geçerek Şamdan Medine ye varır ve çadırını kurarak bir ilanla –Herkese hediye dağıtılacağını ve herkesi çadırına çağırır ve  beklemeye başlar gelen onca kişi arasında aradığı simaları göremez, -almayan kaldı mı diye sorduğunda Mescidi- Nebevinin bahçesinde iki kişinin olduğunu ve itikafa girdikleri için gelmediklerini söylerler. Nurettin Zengi onlardan şüphelenip

 -Onlar bizim yanımıza gelmiyorlarsa biz onların yanına gidelim diyerek çadıra vardığında aradığı kişileri görür görmez hemen tanır. Çadırı dikkatli inceleyince yerdeki hasır dikkatini çeker ve kaldırılmasını emreder, hasır kaldırılınca altından Peygamber Efendimizin mezarına doğru bir tünel ortaya çıkar. Meğer bu kişiler Müslüman değilmiş ve Peygamber Efendimizin mübarek  naaşını çalmak için tünel kazıyorlarmış, hatta mezara kadar bayağı ilerlemişler. Nurettin Zengi bu iki kişiyi tutuklattıktan sonra Peygamber Efendimizin Mübarek mezarının etrafını altı metre derinlikte kazdırarak içine kurşundan duvar döktürmüştür.

  Nihayet sayılı günler bitiyor Medine de kırk vakit namazımızı tamamladıktan sonra ayrılık vakti gelip çatıyor son defa gidip Efendimizin Mescidinde namazımızı kıldıktan ve göz yaşı döktükten sonra otelde ihrama giriyor 30-Eylül 20l3 günü öğleden sonra otobüslerle Medine den ayrılıyoruz, ancak camdan dönüp dönüp ağlayarak Efendimizin Mescidini gözümüzden kaybolana kadar gözlemeye çalışıyor kimimiz salavat getiriyor kimimiz yanık yanık –Medine ye varamadım ilahisini söylüyorduk. O mübarek yerleri daha ayrılmadan özlemeye başlamıştık bile.                   

M E K K E

                 

           Medine den ayrılırken ne kadar üzüldüysek bir taraftan da Mekke ye  Kabe ye kavuşacağımız için sevinçli ve heyecanlıydık. Mekke ye varmadan önce Mikad bölgesinden gececiğimiz için ihramlı olmamız gerekiyor, biz de zaten daha otelde ihrama giriyoruz öyle yola çıkıyoruz, herkes beyaza bürünmüş sanki kefenlenmiş son yolculuğumuza hazırlanmış gibiydik. Kısa bir süre sonra Mikad bölgesine geliyoruz iki rekat namaz kıldıktan sonra Hacı olmak için niyetlenip Mekke ye doğru yola çıkıyoruz, ağzımızda tekbir ve dualar yol alıyoruz, Lebbeyk Lebbeyk sesleri etrafa yayılıyor. Medine Mekke arası yaklaşık beş saat falan sürüyor. Medine den ayrılırken etrafta ova ve yer yer yeşillikler olmasına rağmen Mekke ye yaklaştıkça kayalıkların daha da artıyor, bu da Allah ın bir hikmeti ki belki de oraya gelen herkesin gönlünün çevreden çok kendisine çevrilmesini istemesidir. Hava yavaş yavaş kararmaya başlıyor ve biz artık Mekke ye iyice yaklaşıyoruz. Herkesin yüreği bir başka, hepimizi büyük bir heyecan kaplıyor, bir an evvel Kabe ye varmak için can atıyoruz. Akşam iyice hava karardıktan sonra  Mekke ye giriş yapıyoruz, hepimiz heyecanlı bir şekilde otobüsün camlarından Kabe yi görmek için can atıyoruz ama yüksek binaların arasından ne yazık ki göremiyoruz.  Önce kalacağımız otele yerleşiyoruz ve akşam yemeğini  yedikten sonra yine servis otobüsleriyle Mescidi-Harama doğru yola çıkıyoruz. On dakikalık bir yolculuktan sonra  o muhteşem minareleri görüyoruz. Her zaman kartpostal ve televizyonda gördüğümüz  Kabe yi şimdi gözlerimizle göreceğimiz için hepimizin heyecanı son noktayı buluyor. Hepimiz Kabe yi ilk gördüğümüz zaman yapacağımız duamızı düşünüyoruz. Nihayet  Mescidi Harama Babusselam kapısından giriyor Mescidin içinde yürüyoruz, adeta ayaklarımız yere basmıyor gözlerimizi kapatıyoruz öyle ilerliyoruz. Nihayet beklediğimiz an geliyor ve gözlerimizi açıyoruz. Siyah örtüsüne bürünmüş Kabe tüm haşmeti ve güzelliğiyle karşımızda duruyor. Kimimiz ağlıyor, kimimiz hıçkırıyor dudaklarımızdan dualar dökülüyor. Seyretmekten kendimizi alamıyoruz, mahşeri bir kalabalık ortasındayız ve adım atmakta zorlanıyoruz, hocamız her ne olursa olsun kesinlikle gruptan ayrılmamamızı söylüyor eğer o kalabalıkta gruptan bir koparsak kesinlikle bir daha onları bulamıyorsun. Bizde heyecan içinde toplu halde niyetimizi yapıyor, Hacerül-Esvedin önünde –Bismillahi Alahü ekber diyerek selam veriyor ve dualar tekbirler eşliğinde ilk şavtımızı yapmaya başlıyoruz. Makamı-İbrahim yönünden dönüp yedi şavt yapmamız ve ilk tavamızı bitirmek istiyoruz. Her dönüşte Kabenin Yemene bakan köşesine ve Hacerül-Esvede  selam veriyoruz. Tavafın başladığı bu köşede insanlar adeta nefes nefese kalıyor değil ilerlemek adım atmak bile mümkün olmuyor. Ağlayanlar hıçkıranlar tekbir getirenler dua edenler hatta hatta nerdeyse kendinden geçenler bile oluyor. Kalabalığı yarıp Kabe ye yaklaşmak ve el sürmek istiyoruz ama mümkün değil yaklaşamıyoruz. Biz artık Kabe ye el sürme ve altın oluk altında namaz kılma işini daha sonraya bırakarak tavafımızı tamamlıyor, tavaf namazımızı kılıyoruz, zemzem suyu içiyor Say yapmak için Safa tepesine doğru ilerliyoruz. Say ibadeti Safa ile Merve arasında yedi defa gidip gelmektir. İslam dininin kadına verdiği önemin en güzel örneğini burada görüyoruz. Siyah bir köle iken Firavun tarafından Hz. İbrahim e verilen ve bir Peygamber eşi olmakla şereflenen Hz. Hacerin yaşadığı ve sabır gösterdiği mücadeleyi görüyoruz. Safa tepesinde yaptığımız duadan sonra niyetlenerek say yapmaya başlıyoruz. Safa ve Merve tepelerinin üstü kapalı olduğu için öyle yakıcı sıcak olmuyor, zaten adım başı klimalar çalıştığı için rahat yürüyoruz, yalnız orta yere geldiğimizde Hz. Hacerin yaptığı gibi iki adet işaretlenmiş yeşil direk arasında biraz hızlı yürüyerek koşar gibi hızlanıyoruz. Hz. Hacer o kısım biraz çukur olduğu için oğlu İsmail i gözünden kaçırmamak için böyle yaptığı için biz de koşmaya çalışıyoruz. Merve kapısına yedinci kez geldiğimizde son duamızı yapıp iki rekat say namazı kıldıktan sonra zemzem suyunu içip servislerle otele hareket ediyoruz, on dakikalık bir yolculuktan sonra otele ulaşıyoruz içimizde berberlikten anlayan arkadaşlar saçlarımızı kestikten sonra duş alıyor ve ihramdan çıkıyoruz.

    Artık otelimize yerleştikten sonra yavaş yavaş Mekkeyi gezmeye öğrenmeye çalışıyoruz. Kurban Bayramına kadar yani Ekimin ortasına kadar elimizden geldiğince gece olsun gündüz olsun Kabeye gidiyor bazen gündüz bazen de gece Kabe de namaz kılıyor dua ediyor tavaf yapıyoruz. Mekke de ve bilhassa Kabe de geceyle gündüzün hiçbir farkı yok gibi. Kabe gündüz olsun gece olsun her zaman ışıl ışıl ve insan dolu, hatta geceleri daha kalabalık olduğu zamanlar bile oluyor. Zaten Mekke nin her tarafından gece gündüz aralıksız uzak otellerden hacıları taşımak için servisler aralıksız çalışıyorlar. Biz ya arkadaşlarla veya eşlerimizle gruplar halinde bazen gündüz ikindi namazından sonra servisle Kabeye varıyor, bir tavaf yapıyor sonra da akşam namazını kılıyoruz sonra yine bir tavaf daha yapıyoruz, arkasından yatsı namazını da kılıyor sonra yine servisle otelimize dönüyorduk. Bazen de gece üçte kalkıyor yine servisle Kabeye varıyor bir tavaf yapıyor sonra da okunan ezanın ardından teheccüd namazını kılıyoruz sonra yine bir tavaf yaptıktan sonra sabah namazı için okunan ezanın ardından bu defa da sabah namazını kılıyor ve yine servisle otele dönüyorduk. Kabe de  bizim memleketimizden farklı olarak iki önemli şey dikkatimizi çekiyor, birisi gece Teheccüd namazı için de ezan okunması bir diğeri de günün her vakit namazından sonra cenaze namazı kılınması ve gece olsun gündüz  olsun cenazelerin defnedilmesiydi.

     Kabe ilk olarak Hz. Adem tarafından inşa edilmiş ve daha sonra Nuh tufanın da yıkılmıştır. Daha sonra uzun yıllar öyle kaldıktan sonra Hz. İbrahim ve oğlu İsmail tarafından bulunmuş yeniden yapılmıştır. Çeşitli zamanlarda sel ve tufanlarda zarar görmüş ve tarih boyunca 19 defa tamir görmüş hatta son tamiratı Osmanlılara nasip olmuştur. Sultan 1. Ahmet Kabeyi yeniden tamir ettirmek istemiş o genç yaşta ölünce tamamlamak oğlu 4.Murada nasip olmuştur. Biz burada Kabe nin ve  Mescidil –Haramın yapılışının ve diğer özelliklerini kısa bir şekilde anlattıktan sonra diğer yaptıklarımıza geçiyoruz. Orada kaldığımız günler boyunca yani bayram yaklaşana kadar  elimizden geldiğince Kabe de namaz kılıp dua edip tavaf yapmaya çalışıyoruz. Kabe ye gidemediğimiz zamanlarda otelimizin yanında ki mescitte namaz kılıyor dua ediyor kuran okuyor zamanımızı değerlendirmeye çalışıyoruz. Bu arada Hocalarımız bize devamlı olarak sağlığımıza dikkat etmemizi ve de özellikle nerede olursak olalım otelde namazda yemekhanede ve bilhassa Kabe de tavaf yaparken o mahşeri kalabalıkta sabırlı olmamızı ve kimsenin kalbini kırmamamızı ve kendimizi fazla yormamamızı tembihleyip duruyorlardı. Ama yine de bilhassa otelde yemekhanede ve servislerde bazı ufak tefek ağız kavgaları bağrışmalar ve çağrışmalar oluyor bazı kişiler nereye geldiğinden ne ibadeti yaptığından bi haber huylarının ve sinirlerinin kurbanı oluyorlardı. Orada yapılan bir ibadete nasıl binlerce kat sevap veriliyorsa, işlenene bir günaha da o kadar vebal yükleniyordu.

   Nihayet günler geçmiş bayram yaklaşmıştı, 13-Ekim Tevriye günü yani Arifeden bir gün önce namazımızı kılmış otelde ihramlarımızı giymiş hacılık için dua edip servislerle Arafat a doğru hareket ettik. Arafat Mekke ye 30  km. yakınlıkta uçsuz bucaksız bir ova milyonlar orada toplanır ihramlar içinde dağ taş beyaza bürünür sanki bir mahşer meydanını andırır. Biz de öğleden sonra Arafat a varıp gruplar halinde çadırlarımıza yerleştikten sonra öğleyle ikindiyi, daha sonra da akşamla yatsıyı birleştirerek kıldıktan sonra sabaha kadar çadırda kalıp sabaha kadar dua ibadet namaz kılarak kuran okuyarak sabahı bekledik. Ertesi gün yani Arife günü 14-Ekim de öğleye doğru Diyanet işleri Başkanımız önce güzel ve uzun bir konuşmanın ardından dua yaptıktan sonra akşamı ve güneşin batışını beklemeye başladık. Nihayet güneşin batmasından sonra servislerle Arafat a veda edip Müzdelifeye doğru yola çıktık. Gece  Müzdelife ye varınca akşam ve yatsı namazlarını birleştirip kıldıktan sonra Vakfeye durduk .Daha sonra Mina da şeytan taşlamak için yedi adet olmak üzere taş topladık.  Dualar edildi, tekbirler getirildi ve sonra yaya olarak saat gece saat on sıralarında Mina ya doğru yola çıktık. Mina da  Cemeret ta şeytan taşlamak üzere yürümeye başladık. Mahşeri bir kalabalık aynı Arafatta  olduğu gibi yürümekte zorluk çekiyoruz çok yaşlı ve sakat olanlar araba veya ambülanslarla götürülüyor. Hocalarımızın bize söylediği gibi hac ibadetinin en zor ve yorucu olan bu kısmında gece boyu tamamen yürüyerek nihayet sabaha doğru Mina ya gelebiliyoruz biraz dinlendikten sonra burada Akabe Cemresini yani büyük şeytanı taşlıyoruz, yedi tane taşı büyük şeytana –Bismillahi Allahuekber lanet şeytana Allah büyüktür diyerek atıyoruz sonrada sabah namazını kıldıktan sonra bayramım ilk günü yani 15 Ekim günü yine yürüyerek bir saat sonra otelimize geliyoruz. Yine aynı gün kurbanlarımız kesiliyor biz de biraz dinlenip kahvaltı yaptıktan sonra bu defa ziyaret tavafı için servislerle Kabe ye yola çıkıyor Kabe ye varıyoruz, tavafımızı yaptıktan sonra namaz kılıyor zemzemi içtikten sonra bu defa say yapmak için Safa tepesine yöneliyoruz niyetimizi yaptıktan sonra Safa ve Merve tepeleri arasında sayımızı yapıyor namazımızı kıldıktan sonra zemzemi içiyor otelimize dönüyor tıraşımızı olduktan sonra duş alıyor ve ihramdan çıkıyoruz. Sonra bayramın ikinci ve üçüncü günleri de yine Cemerata gidip bu defa 21 er taşla şeytanı taşladıktan  sonra hac ibadetini tamamlayıp Hacı oluyoruz. Birbirimizi tebrik ediyor kutluyor seviniyor heyecandan ağlayanlarımız bile oluyor. Ondan sonra ki orada kaldığımız on gün içinde fırsat buldukça Kabe ye  gidiyor namaz kılıyor dua ediyor tavaf yapmaya çalışıyoruz. Bir daha oralara gidip gidemeyeciğimizi şüphesiz Allah bilir biz de bunun için elimizden geldiğince daha çok ibadetlerimizi Kabe de yapmaya çalışıyor daha çok tavaf yapmaya gayret ediyorduk. Bir defasında tekrar bir umre yapmak için tekrar ihrama girip Ayşe mescidine gittik, orada iki rekat namaz kıldıktan sonra umre için niyet edip tekrar Kabeye döndük ve tavaf ve say yaptıktan sonra otelimize dönüp tıraş olup duş aldıktan sonra ihramdan çıkarak ibadetimizi tamamladık. Bir başka gün otele yakın pazara çıkıp alışveriş yaptık ama alacak pek uygun bir şey bulamamıştık, çünkü orada ki pazarlanan bütün mallar tamamen Çin malı ve kaliteli şeyler değildi. Arada bir bazen de bizim Türkiye den gitme  mallar da çoktu, bazı arkadaşlar bir şeyler alıyorlardı ama biz fazla bir şey almamıştık. Hemen hemen buradan gittiğimiz vaizlerimizle geri dönüyorduk, birkaç parça ilgi çeken torunlara aldığımız oyuncak dışında pek bir şey alamamıştık. Zaten belli bir yükten fazlasını uçağa almıyorlardı. Oradan aldığımız en önemli şeyler  bir hurmaydı onu da zaten kargoyla göndermiştik bir de Zemzemdi, onun da birazını yine kargoyla gönderdik, birazını da yanımızda getirdik. Dönmeden önce hemen hemen her gün bir yeri ziyaret ediyorduk, bir gün yine gecenin üçünde kalkıp Kabe ye  varıp bir tavaf yaptıktan ve sabah namazını kıldıktan sonra  Peygamber Efendimizin doğduğu ama şimdi kütüphane olarak kullanılan evin önünde toplanıp kafile olarak hocalarımızla birlikte on dakika yürüdükten sonra Cin mescidinin önüne geldik güzel bir mescid olmasına rağmen tadilatta olduğu için içerisini göremedik ama bol bol dua ettik, hocalarımızın anlattığına göre Peygamber Efendimiz  İslamı anlatmak için Taife gidip orada taşlanınca üzgün bir şekilde dönerken bu mescide uğramış namaz kılmış ve bütün cinler gelerek kendisine imam etmişler bundan dolayı da bu mescidin adı  Mescidül-Cin olarak kalmış. Oradan ayrılıp aynı istikamet üzerine biraz daha ilerleyince Mekke nin en büyük ve en güzel mezarlığı olan Cennetül-Muallanın önüne geliyoruz, mezarlık önce şehrin dışında olmasına rağmen şimdi şehir büyüdüğü için artık şehrin içinde kalmış. Dışarıdan da güzel göründüğü için içeri girmiyor dışarıdan dua ediyor kuran okuyor Fatihalar gönderiyoruz, mezarlığın en belirgin yerinde yeşil örtü ve demir parmaklıklar içerisinde Peygamber Efendimizin ilk eşi Hz. Hatice nin  Mekkede vefat eden oğulları Kasım ve Abdullahın, Amcası Ebu Talip ve dedesi Abdulmuttalibin mezarları da bulunuyor. Aynı kabristanda daha bir çok  Peygamber yakını kimseler yattığı halde  aynen Medinede olduğu gibi burada da  çoğunun mezarı kaybolmuş, çünkü beş yıl beklenip mezarda yatan kişilerin cesetlerinin tamamen çürüyüp yok olduğuna kanaat getirilince üzerine yine yeni mezar kazılıp başka bir kişi defnedilebiliyormuş. Bizden farklı olarak orada diğer bir şeyde her vakit namazından sonra cenaze namazı kılınması ve günün her saatinde hazır olan mezarlara defin yapılması ve Kabe de kaç cenaze olursa olsun sadece bir cenaze namazı kılınmasıydı.

    Orada kaldığımız günler içinde başka ziyaret yerlerini de dolaşmak istedik, ama maalesef hepsine muvaffak olamadık. Bu yerlerin en başında da Nur dağı yani Hira dağı geliyordu. Çok istememe rağmen gidip dağa tırmanmaya cesaret edemedik. Bazı genç arkadaşlarımız çıkmaya muvaffak oldular. Dağ  sarp ve kayalık üst kısmı sivri bir halde ve oldukça da yüksek. Oraya ya gece ve sabah erken saatlerde  tırmanmak gerekiyor zira diğer vakitlerde gündüz sıcak fazla olduğundan tırmanmak çok zor olabiliyormuş, ancak çıkan arkadaşların anlattığına göre tam tepeden Mekke çok güzel görünüyormuş.  Peygamber Efendimiz zaman zaman buraya çıkar günlerce aşağı inmediği ve ilk ayet –oku- emrinin geldiği ve Peygamber Efendimize Peygamberliğini tebliğ edildiği yer. Mekke de ziyaret edilecek bir diğer önemli yer de Sevr dağıydı ama biz aynen Hira dağı gibi buraya da çıkmaya cesaret edemedik, sabahın erken saatinde veya gece buraya tırmanan arkadaşların anlattığına göre burası daha yüksek ve daha dik. Çıkılması daha zor, Medine nin tam aksi istikametinde. Peygamber Efendimiz Hicret için yola çıktığında müşrikleri yanıltmak için üç gün boyunca bu dağda ki ufak mağarada can yoldaşı Hz. Ebubekir le beraber kalmışlar müşriklerin onları bulması için geldiklerinde mağaranın ağzının örümcek ağı ile kapandığını görünce geri dönmüşlerdi, bu gün bile mağara da güvercinler bulunduğunu söylediler. Peygamber Efendimiz bu mağarada üç gün kaldıktan sonra dağın arka tarafından aşağı inerek Hicret için Medineye doğru yola çıkmıştır. Biz çok istememize rağmen hem  Hira dağına hem Sevr Dağına çıkmaya cesaret edemedik, daha doğrusu hocalarımız bize bazı rahatsızlığımızdan dolayı  o dağlara çıkmayıp onun yerine Kabe de birer tavaf yapmamızın daha sevap olacağını söylemişlerdi. Zaten o dağlara çıkmanın Hacılığımız için bir mecburiyeti de yoktu.

   İbadetler, dualar ve tavaflar yapmaya çalıştık ve sayılı günler çabuk bitti ve dönüş zamanımız yaklaştı, döneceğimiz günün sabahında yani 24.Ekim Perşembe günü sabahı Kabe de sabah namazını kıldıktan veda tavafını yaptık, artık Kabe den Mescidül-Haramdan vedalaşıp ayrılmamız gerekiyor. 2.katta tam Kabenin karşısında eşimle beraber oturup uzun uzun göz yaşı dökerek dua ettik ağladık .Gönlümüz bir türlü ayrılmaya el vermiyor. Acaba hacılığımız kabul oldu mu, acaba bir daha buralara gelmeyi Allah bize nasip edecek mi diye dua edip durduk. Sırtımız ter içinde tam kalkıp ayrılmak istiyoruz nedense bir türlü ayrılamıyoruz, haydi birkaç dakika daha durup öyle gidelim diye tekrar oturup kalıyoruz, ağlıyor ağlıyoruz. Ama sonunda ne kadar istemesek te çaresiz boynu bükük hüzünlü göz yaşları içinde en kısa zaman da tekrar gelmek dileğiyle Kabe ye veda ediyor  otelimize dönüyoruz. O gün akşam Mekke den ayrılıp Cidde ye geleceğiz ve ertesi günde yurdumuza döneceğiz. Otelde akşama kadar hazırlıklarımızı tamamladık valizlerimizi ve birkaç ufak tefek hediyelik şeyleri de düzenledikten sonra gece on sıralarında servislerle Mekke den ayrılıyor Cidde ye doğru yola çıkıyoruz. İçimizde Mekke den Kabe den ayrılmanın hüznü ve ezikliği var. Mekke yi yavaş yavaş terk ederken dönüp dönüp arkamıza arkamıza bakıyoruz. Yaklaşık bir saat sonra Cidde ye ulaşıyoruz, hava alanında  pasaport ve diğer işlemlerin bitmesini tamamladıktan sonra sabahı ediyor ve uçağı beklemeye başlıyoruz. Uzun bir bekleyişten sonra nihayet ancak öğle vakti uçağımız geliyor ve 25-Ekim 2013 günü saat 12.15 te havalanıp üç buçuk saatlik bir yolculuktan sonra saat 15.30 sıralarında  İzmir Adnan Menderes hava alanına sağ salim ulaşıyoruz. Burada ki işlemlerimiz çabuk bitiyor bir namaz kılıp bagajdan eşyalarımızı alıyor ve bizi bekleyen servislerimize binerek akşam l9.00 sıralarında sağ salim Balıkesir e ve sevdiklerimize kavuşuyoruz.

   Hac Allaha yaklaşmanın ve ibadetlerin en büyük örneklerinden biridir. Ülkemizde  Hacılık değişik şekiller de düşünülmekte ve değerlendirilmektedir. Çoğunlukla hacı dendiği zaman yaşlı insanlar ve saygı duyulması gereken insanlar olarak görülmektedir, bu değerlendirme ne kadar  güzel ve doğru ise de bunun tam aksini de düşünenler bulunmaktadır. Hacılık görevini yerine getirenler  hacıda bulunması gereken  güzellikleri üzerinde taşımaz bir hacıya yakışacak davranışlarda bulunmazsa  maalesef değerlendirmelerde yanlış oluyor, onun için hac görevini yapan hacılarımız evine çevresine ve toplumumuza çok iyi örnek olmaları  gerekmektedir. Adam haca gitmiş gelmiş aynı kötü halleri kötü davranışları devam etmektedir, o zaman yaptığı haccın bir kıymeti kalmıyor. Onun için hacı kardeşlerimizin  çok  dikkat etmeleri gerekiyor. Şimdiye kadar edindiğim tecrübe ve müşahedelerimizde  çoğu hacılarımızın buna dikkat etmelerine rağmen arada bazıları da  sanki hiç hacı olmamış gibi eski kötü huylarını kötü alışkanlıklarını aynen devam ettirmektedirler. Bu da insanlara kötü örnek oluyor, Allah korusun.

  Bütün bunların ötesinde ülkemizde hacılık konusunda bize göre düşünülen ve yapılan üç büyük hata vardır. Bunların birincisi ve en büyüğü hacılığın yaşlı işi olması ve genç yaşta değil de  nasıl olsa yaşlanınca giderim diye düşünülmesi. Bu durum bana göre çok yanlış bir düşünce, çünkü her şeyden önce ne zaman öleceğimiz ne kadar yaşayacağımız belli değil yaşlanma garantimiz yok ki onu bekleyip hacca gidelim. Hem hacılık ibadeti hem parayla hem de bedenen yapılan bir ibadet olduğu için ne kadar genç yaşta yapılırsa o kadar iyi olur, çünkü hacı olan insan hangi yaşta olursa olsun her türlü günahtan kötülükten uzak durmaya çalışıyor bunun için bu ibadeti ne kadar erken yaşta yaparsa o kadar iyi olur, bir diğer ve önemli sebebi de hacılıkta bedenen yapılan bazı ibadetlerin biraz zor ve meşakkatli olması nedeniyle gençlere kolay yaşlılara zor olanları vardır, bunların en başında oranın çok sıcak olması ve yaşlılara dokunması, Arafat,  ta kalırken Müzdelifeden Minaya kadar yaya yürünmesi yine üç gün arka arkaya şeytan taşlamaya gidilmesi ve buraların hep yaya dolaşılması ve hepsinden önemlisi Kabe de tavaf yapılırken mahşeri kalabalık olması sebebiyle yürümenin ve tavaf yapmanın zor olması. Bilhassa tavafta kalabalık içerisinde bazen değil yürümek adım atmanın bile zor olduğu zamanlarda yaşlılar ne kadar sıkıntı çekerse gençlerde ona göre rahat tavaf yapabiliyorlar, veya zorluğa katlanıyorlar. Biz kimseyi kötülemek veya şikayet etme niyetinde olmasak bile şu kadarını da söylemeden geçemiyoruz ki bazı ülkenin hacıları özellikle İran, Hindistan ve bazı Afrika ülkesi hacıları Kabe de tavaf yaparken kadın dinlemiyor çocuk dinlemiyor yaşlı genç dinlemiyor omuz koyarak kalabalığı yararak, iterek,  kaba kuvvetle tavaf yaptıkları için diğer hacılara zorluk çıkarıyorlar. Biz eşlerimizle ve arkadaşlarla beraber tavafa giderken Kabenin içinden ancak birkaç defa tavaf yapabildik, diğer zamanlar çoğu kez kalabalığa giremediğimiz için hep ikinci kattan tavaf yapmaya çalıştık. Onun için genç gitmenin avantajı burada ortaya çıkmaktadır. Yine biz genç olmadığımız için Nur dağına ve Sevr dağına tırmanamadık, ama genç olanlar oralara çıkıp ziyaret etmişlerdi.

  Hacılık konusunda yapılan ve düşünülen ikinci büyük hata da şudur. Zaman zaman çeşitli konuşmalarda veya sohbetlerde yapılan ifadelerde hac ibadetinin küçültülmesi ve hac ibadeti yapmanın bir nevi Araplara para yedirmeden ibaret olduğu düşünülmektedir ki bu düşünce çok ama çok yanlış bir şeydir, şöyle ki bizim yatırdığımız paralar tamamen o ülkeye gitmiyor oraya giden hacıların uçak, otel ve yemek masrafları olarak tekrar bize dönmektedir. Araplara zaten fazla bir şey gitmemektedir. Onlara giden paralar sadece orada bulunurken veya dönerken alınan hediyelik eşya veya ufak tefek şeylerdir.

  Hacılık konusunda yapılan bir diğer büyük hata ve yanlış düşünce de şudur. Yine çoğu kez sohbet ve konuşmalarda şahit olduğumuz üzere bazı kişiler şöyle konuşmakta ve ifade etmekte  büyük bir hataya düşüyorlar- İşte biz bazı hatalarımız var bazı huy ve kusurlarımız var Hacca gidip geldikten sonra bunları değiştiremeyiz ve Hacılığı tutamayız diye. Bize göre bu da çok yanlış bir düşünce çünkü  her insanın hacca gitsin gitmesin zaten yapması ve yerine getirmesi gereken bazı görevleri vardır, bunlar namaz kılmak oruç tutmak yalan söylememek, dedikodu yapmamak ve hepsinden önemlisi kimseyi kırmadan ve kimseyle kavga etmeden bir yaşantı sürmek gibi bunlara zaten insanın her zaman dikkat etmesi ona göre yaşaması gerekiyor, burada dikkatinizi çekmemiz gereken en önemli şey de şu, hacı olan insanların bütün bunlara biraz daha dikkatli olması gerekiyor, hayatını yaşantısını buna göre değiştirmesi ve düzenlemesi ve bütün bunlara daha dikkatli bir şekilde uyması gerekiyor. Zaten oraya gidip dönenlerin çok azı hariç huyları yaşantıları insanın mutlaka değişiyor. Oraları görenlerin manevi duyguları bambaşka oluyor ve hayata daha değişik bir şekilde bakıyor ve kötü huylarını ya bırakıyor ya da azaltabiliyor. Yani ben kötü huylarımı bırakamam diyen kişiler orayı görünce bu düşüncesinin ne kadar boş ve yanlış olduğunu anlayabiliyor. Onun için bu da oraya gitmemek için bir bahane olamaz bilakis bu düşüncede olan kişilerin herkesten önce oraya gitmek için arzulu olmaları daha önemlidir. Allah herkese en kısa sürede oraya gitmeyi nasip etsin. Allah hacılığımızı kabul etsin. 17.03.2014

 

 Aslan TORUN                                                              

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -

TRT Spor Haberler

Ayrıntılı Puandurumu Tablosu
Birlik Gazetesi
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA
Balıkesir Web Tasarım