MALLARIMIZ KADAR, KARDEŞLİĞİMİZİ KAYBETMEKTEN DE KORKMALIYIZ


Bu makale 2017-08-29 09:20:15 eklenmiş ve 188 kez görüntülenmiştir.
Ramazan TOPCAN

Mü’minler olarak şunu çok iyi biliriz ki bir konunun ayet-i kerimelerde ve hadis-i şeriflerde çok defa tekrarlanması, konunun çok önemli olduğunu gösterir. Gerek Kur’an-ı kerimde gerekse Efendimiz (s.a.v.) tarafından sıklıkla dile getirilen önemli konulardan biri de kardeşlik konusudur. Resulullah (s.a.v.) Efendimizin Medine-i Münevvere’ye gelişindeki ilk icraatının, Ensar ile Muhacirleri kardeş yapması, birbirine düşman hale gelmiş Evs ve Hazrec isimli iki meşhur kabileyi birbirlerine kardeş ilan ederek onları barıştırmış olması işte bunun en önemli delilidir. Burada hemen ifade etmeliyim ki İslam’da kardeşlik inanç temeli üzerine kurulmuştur. Bunun içindir ki, Mü'minlerin arasını bozacak her türlü tutum ve davranışlardan sunî ayrışmalara her şey yasaklanmış,  haram kılınmıştır. 

 

Bir gün Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, Medine mezarlığına girerek, ölülere dua ettikten sonra yanındakilere: “ Kardeşlerimizi çok göresim geldi ” der. Orada bulunanların: “Biz senin kardeşin değil miyiz?” demeleri üzerine Resulullah (s.a.v.): “Sizler benim ashabımsınız. Kardeşlerimiz ise, henüz dünyaya gelmediler.” buyurmuşlardı. Yani asırlar öncesinden bize “Kardeşlerim” diye seslenen bir peygamberimiz var. Demek ki, Resulullah (s.a.v.), sadece yaşadığı dönemdeki bahtiyar insanlara değil, yolunu yol bilmiş, olanlara da kardeştir.

 

Bu yüce şeref, bir sorumluluktur. Size, bize dolaysıyla hepimize bir takım ödevler yükler. Evet, kardeşlik sorumluluktur, mesuliyettir.

 

Kardeşliğin tesisinden tutun var olan kardeşliğin nasıl korunmasına, kardeşler arasındaki ilişkilerin nasıl olması lazım geldiği konusunda hem Kur'an-ı Kerim'de hem de Peygamberimizin hadis-i şeriflerinde çok ciddi tavsiye ve uyarılar bulunmaktadır. Hatta kardeşler arasındaki her türlü münasebette, Müslüman’a kendi nefsini ölçü alması öğütlemiştir; "Hiçbiriniz, kendisi için istediğini din kardeşi için de istemedikçe olgun Mü'min olamaz."

Bu hadis-i şerif, din kardeşliği sorumluluğunu bütün boyutlarıyla pek özlü bir ifade ile ortaya koymuş bulunmaktadır. Fakat bununla iktifa etme yerine konuyu açıklığa kavuşturmak bakımından burada diğer hadis-i şeriflerden de yararlanarak din kardeşliğinin nasıllığı konusunda bilgi sunmaya çalışacağım inşaallah.

Müslüman, Müslüman kardeşlerine buğz edemez, zulmedemez,  kin tutamaz, sırt çeviremez, hasmına teslim edemez, yalnız ve yardımsız bırakamaz, ilişkilerde bir takım sunni üstünlük ölçüleri koyamaz, haklı sebeplere dayalı da olsa Müslüman kardeşiyle üç günden fazla küs duramaz, Müslüman kardeşleri yanıbaşında dururken onları bırakıp başka din mensuplarını ve dinsizleri dost edinemez. Zira Müslümanın dostu ancak Müslüman’dır. Atalarımızın; "Domuzdan post, gâvurdan dost olmaz." Sözünü hiç ama hiç unutmamak lazım.

Gerek fert olarak, gerek millet olarak tercihlerimizi daima din kardeşlerimizden yana kullanmak zorundayız. Günümüz dünyasında beynelmilel platformlarda Müslümanların birbirlerine arka çıkmaları, dünyadaki güç dengeleri bakımından oldukça önem arz etmektedir. Bu konuda şu hadis-i şerif pek dikkat çekicidir:

“Müslüman, Müslümanın (din) kardeşidir. Müslüman, Müslüman’a zulmetmez.

Müslüman, Müslümanı başına gelen musibette terk etmez, onu zalimin zulmünde bırakmaz. Müslüman, din kardeşine yardımda bulundukça Allah da ona yardımda bulunur. Kim bir Müslümanın dünya darlığını giderip de sevindirirse Allah da kıyamet gününde onun sıkıntısını giderip mutlu eder. Kim dünyada Müslüman kardeşinin ayıbını örterse Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter."

Hadisten açıkça anlaşıldığına göre din kardeşimize yapacağımız her bir iyi davranışımızın karşılığını dünyada gördüğümüz gibi ahirette de bu yaptığımız güzel davranışların karşılıklarını göreceğiz inşaallah. Aslına bakılınca Din kardeşlerimiz bizim için  "ahiret yatırımı" vesilesidirler.

Din kardeşleri arasındaki ilişkiler konusunda Hucurat suresinde birçok noktaya dikkat çekilmiştir. Yeri gelmişken bu ilahi hususları siz kardeşlerimizin dikkatlerine arz etmek istiyorum.

Fasık birinin verdiği habere hemen inanılmayıp araştırılmalıdır. Özellikle günümüzde güdümlü haber kaynaklarının bilhassa Müslümanlar hakkında verdikleri haberleri, mutlaka aynı değer ölçüle­rini paylaşan kaynaklardan tahkik etmek bir vecibe haline gelmiştir.

Anlaşmazlığa düşen Müslümanların ve Müslüman grupların araları mutlaka bulunmalı, hak ve adalet ölçüleri ile aralarında hükmedilmelidir. Haksız olan tarafı, Allah'ın koyduğu sınırlara razı etmek için her türlü çareye başvurulmalıdır. Kardeşlerin araları ıslah edilmelidir.

Erkek Müslümanlar diğer erkek Müslümanları, kadınlar da öteki hanım Müslümanları alaya almamalı; onların Allah katında kendilerinden daha kıymetli olabileceklerini hatırdan çıkarmamalıdırlar. Onları çirkin lakaplarla çağırmamalı, haklarında suizanda bulunmamalı, gizli yönlerini, sırlarını araştırmamalı, onları gıybet edip çekiştirmemelidirler.

Müslüman, öteki din kardeşlerini kendisinden asla aşağı görmeyecek hatta onları kendi nefsine tercih edecektir. Dualarıyla da din kardeşlerine iyilikler dileyecektir. Zira Mü’minin, din kardeşinin gıyabında yaptığı dua makbuldür.

Bütün bunlar Müslümanın, din kardeşlerine eliyle, diliyle zarar vermemesi gerektiğini, gönlünden de kardeşleri hakkında kötü şeyler geçirmemesi lazım geldiğini göstermektedir. Zaten sevgili Peygamberi­miz (s.a.v.) Efendimiz de bir hadislerinde olgun Müslümanı, öteki Müslümanların, dilinden ve elinden emin olduğu kişi olarak tarif ve tavsif etmiştir.

Müslüman, kendi gücünü, mutluluğunu, izze­tini, şerefini din kardeşlerinde bilecek ve bulacaktır.

Müslüman, Müslümanın sevincini paylaşacak, elem ve ıstırabına ortak olacaktır. Bir bela, musibet veya zulme uğrayan din kardeşlerine bütün Müslümanların yardımcı olmaları "kardeşlik" gereğidir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de; "O Mü’minler ki haklarına, yurtlarına tecavüz edildiği zaman onlar yardımlaşırlar" buyrulmuştur. Peygamber Efendimiz de; "Zalim olsun mazlum olsun kardeşine yardım et" buyurmuş; mazluma yardımı anladık ama zalime nasıl yardım ederiz? Diye sorulunca Efendimiz (s.a.v.); "Onu da zulmünden vazgeçirirsiniz, bu da ona yardımdır." Buyurmuşlardır.

Bir başka hadis-i şerifte Müslümanların yekdiğerleri üzerindeki hakları şöylece sıralanmıştır: "Karşılaştığında selâm ver. Davet edince icabet et. Nasihat istediğinde nasihat et. Aksırıp ‘elhamdülilah’ deyince ‘yerhamükellah’ diye dua et. Hastalanınca ziyaretine git. Öldüğünde de mezara kadar cenazesini teşyi et!"

 

Buraya kadar naklettiğimiz ayet ve hadisler göstermektedir ki İslam'da din kardeşliğinin  duyguda, düşüncede, elem ve kederde bütün Mü’minlerin bir ve beraber olmasını, tek vücut olmasını gerektirir. Ayri gayri davranamazlar. Nitekim bu husus hadis-i şeriflerde şöylece açıklanmıştır:

"Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve yekdiğerini korumakta tek bir vücut gibidir. Vücudun herhangi bir uzvu rahatsız olursa öteki organları da bu yüzden rahatsız olur ve uykusuz kalır.

"Mü’minler birbirlerine karşı, parçaları yekdiğerine kenetli sağlam bina gibidir."

 

Böylesine yakın, sıcak ve samimi bir duyarlılığa sahip olmayan, din kardeşlerinin derdini dert edinmeyen, onların meseleleriyle meşgul olmayan, onlardan olma hakkını kaybetmiştir. Bu bir kimlik kaybıdır. O halde Müslümanlar, her halükârda zamanlar eskise de Müslüman kalmaya, Müslümanlarla beraber olmaya, onlara karşı kardeşçe davranmaya mecbur hatta mahkûmdurlar. Zira din kardeşliğinden daha güçlü ve kutlu bir başka bağ yoktur. Bu sebeple Müslüman yürekler Müslümanlara karşı daima sevgi ve muhab­betle atmalıdır. Şunu unutmamalıyız ki hayat, ancak din kardeşlerimizle birlikte yaşanırsa güzeldir.

Sevgili Peygamberimiz, pek çok hadislerinde, kendimizi din kardeşimizin yerine koymamızı ve onların derdiyle ilgilenmemizi istemektedir. Diğer bir ifadeyle insanların acılarını ve mutluluklarını paylaşmamızı öğütlemektedir. Zaten insanoğlu toplum içinde yaşamak ve kendisine ait pek çok şeyi de çevresindekilerle paylaşmak durumundadır.

 

Paylaşma duygusu, insanlara çocukluktan itibaren verilmeye başlanmalı ve bu suretle bencillik duygusunun önüne geçilmelidir. Çocukken paylaşmayı öğrenenler, büyüyünce sahip olduğu şeyleri, başkalarıyla paylaşmakta zorluk çekmeyecektir. Bu konuda en büyük görev anne ve babalara düşmektedir. Anlatarak ve özellikle örnek olarak çocuklarımıza paylaşmayı öğretmeliyiz. Paylaşmak, sadece maddi şeylerde değil, sevinç ve keder gibi manevi konularda da olmalıdır. Böyle yapınca sevinçler artacak, üzüntüler de azalmış olacaktır.

 

Kardeş olanların ziyaretleşmesi, yardımlaşması ve bilgi aktarımında bulunmaları en başta gelen görevlerindendir.  Dinimiz, iyilik ve güzellikte yardımlaşmamızı ve bir binanın tuğlaları gibi birbirimize destek olmamızı ister. Birbirimizi asla terk etmemeyi ve tehlikeye de atmamayı öğütler. Çok muhtaç durumda olan birine, yardım edebileceğimiz haldeyken,  yardımdan kaçarsak; bir gün biz de onun durumuna düşeriz. İşte o zaman Allah bizim yüzümüze bakmayacaktır. Öyleyse din kardeşimizle dargın ve düşman olmaktan, onları dışlamak ve terk etmekten sakınalım.

 

Farklılıklarımız, kültürel zenginliğimizdir. Dili, rengi, kimliği ne olursa olsun, birlikte yaşamayı öğrenmek zorundayız. Acı, tatlı her şeyimizi paylaşarak yaşayacağız. Yüce Mevla: “İnananlar kardeştir” buyurmuştur.  Biz kardeşiz, birbirimize hep kardeş gözüyle bakacağız, kardeşim demekten asla vazgeçmeyeceğiz.

Günümüz dünyasında birbirleri ile itişip kalkışmaktan fırsat bulamayan, vahyin bereketinden uzak kalan Müslüman'lar olarak bizler, birliğin ve beraberliğin simgesi, gücün ve bereketin kaynağı, sevginin ve rahmetin zirve noktası olan kardeşlik duygusunu kaybettik. Birbirlerimize yabancı olduk. Sesimize ses bulamaz olduk. Yığınlar içersinde yalnız kaldık. İdeolojilerin tuzağına, sen ve ben kavgasına düşerek, sorumluluklarımızı ve kardeşlik duygularımızı kaybettik. 

 

Gelin yaklaşan kurban bayramında bir farkındalık gösterelim bugün önümüzde, yolumuzda bulunan kişilere Allah rızası için, kardeşim diyelim. Birbirimizle “esselam” diyerek selamlaşalım. Rahmete gark olmak için yardımlaşalım ve kardeşliği doyasıya yaşayalım. Sevgimizi, dostlarımızı gözden geçirelim. Sorumluluklarımızı bir daha hatırlayalım. Eğer bu dünyada gençliğimize bir şeyler miras bırakacaksak o da kardeşlik olsun. Çocuklarımıza ve gençlerimize işte bu duyguyu miras olarak bırakalım. Dünyada kaybetmekten korktuğumuz mallarımız, mevkilerimizin kadar, kardeşliğimizi kaybetmekten de korkmalıyız.

 

Konumu Al-i İmran suresi 103. ayet-i kerimesi ile bitirmek istiyorum: “Hepiniz toptan Allah'ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini de hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz de o kalplerinizi birleştirmişti de onun nimeti ile Kardeş oldunuz. Ve yine siz ateşten bir çukurun kenarındayken oradan da sizi o kurtardı. İşte Allah hidayet bulasınız diye, size ayetlerini böylece apaçık bildirir.”

 

Kardeş olma ve kardeş kalma duası ile…

 

 

Ramazan TOPCAN

 

Balıkesir İl Müftü Yardımcısı

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -

TRT Spor Haberler

Ayrıntılı Puandurumu Tablosu
Birlik Gazetesi
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA
Balıkesir Web Tasarım