BİR NEFES SIHHAT 19.03.2019


Bu makale 2019-03-19 09:50:42 eklenmiş ve 656 kez görüntülenmiştir.
Ramazan KARACA

Büyük Türk Hakanlarından Kanuni Sultan Süleyman’ın hastalık anında söylediği;

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda, bir

nefes sıhhat gibi” sözü, sağlık hakkında söylenmiş çok önemli ve hepimizin sık

sık telaffuz ettiği bir cümledir. Sağlık konusunun önemini vurgulamak için

sadece bu sözleri söylemek yeterlidir, üzerine daha söz söylenmez. Sağlık bu

kadar önemli olunca, bize sağlık hizmeti sağlayanların ve sağlık teşkilatlarını

yönetenlerin de aynı oranda önem vermesi ve vazifelerini buna göre yerine

getirmeleri gerekir. Çünkü mevzu bahis olan insan ve insan sağlığıdır. Özellikle,

ciddiye almak da en başta gelen gerekliliktir. Biz hizmet alanlar açısından

bunları belirttikten sonra hemen empati yaparak karşı tarafı, yani bize sağlık

hizmeti verenleri bizler ne kadar anlıyoruz konusuna da değinmek gerekir diye

düşünüyorum.

Evet, insanlar için en önemli unsurlardan birisidir sağlık. Yani hayatta

kalabilmek için gerekli olan unsur. Her anlamda sağlığımızın korunması

gerekiyor. İşte bize bu manada hizmet verenlerin de öncelikle sağlıklı olmaları

lazım. Hem ruhen hem bedenen sağlıklı olmaları gerekiyor. Yani beyinlerinin

başka şeylerle meşgul olmamaları, işlerini sakin ve huzurlu bir şekilde yapmaları

gerekiyor. Ayrıca görevlerini yaparken güvende olmaları da lazım. Hemen her

gün görüyor ya da izliyoruz sağlık çalışanlarına yapılan saldırıları. İşte burada

hepimize görevler düşüyor. Sağlık çalışanlarının işlerini zorlaştırmak yerine

onlara yardımcı olabilmek. En tepeden başlayalım; Sağlık Bakanı ve Bakanlık

yetkilileri, İl sağlık müdürleri ve çalışanları, sağlık kuruluşlarında görevliler vee

bizler vatandaşlar olarak onların görevlerini yapmaları sırasında kendilerine

yardımcı olmalıyız ki, bizim belki de hayatımızı kurtaracak olan tıbbi

çalışmalarını en iyi şekilde yapabilsinler. Bu tabii ki bütün meslek erbapları için

geçerlidir ama ön önceliklisi hayat hakkı olduğu için bu çok önemli… Her 14

Mart Tıp Bayramında bu konularda açıklamalar yapılır fakat problemler de

devam eder. Onun için biz vatandaşlar olarak da daha hassas olmalıyız diye

düşünüyorum. Dün yine Tıp Bayramı kutlandı ve başta sağlık çalışanlarına şiddet

konusu başta olmak üzere özlük hakları ve çalışma şartları gibi ana problemleri

 

üzerinde duruldu. İnşallah dile getirilenler en kısa sürede halledilir. Bizim de

temennimiz ve ümidimiz böyle olmasında…

Tıp Bayramının ilk kutlamasının 14 Mart 1919'da işgal altındaki İstanbul'da

yapıldığı belirtiliyor kaynaklarda… O gün tıp okulu öğrencileri, işgali protesto

etti. O dönemin ünlü doktorlarının da destek verdiği protesto, tıp bayramında,

tıp mesleği mensuplarının yurt savunma hareketi olarak tarihe geçti. Buradan

bir kez daha kutluyorum kendilerini ve hemşehrimiz olan Tıbbiyeli Hikmet’in

çok anlamlı bulduğum hayatından bir kesiti (Servet Camgöz’ün paylaşımından)

aktarıyorum…

1901 yılında Balıkesir´in Savaştepe Bucağında (O zamanki adı Giresun - daha

eski Kiresun) doğan Hikmet Bey, Posta-Telgraf memurlarından Hakkı Bey´in

oğludur. Hikmet Bey, İstanbul´da 1919 yılında Askeri Tıp Okulu´nda

okumaktadır. Okulun öğrencileri Sivas´ta Mustafa Kemal Paşa tarafından

vatanın işgalini önlemek için bir kongrenin toplanacağını öğrenirler. 

Mustafa Kemal de "Gençlerin de görüşlerini almalıyız" diyerek Sivas´ta

toplanacak olan kongreye 3 öğrencinin ( o zaman sadece İstanbul ´da Tıp Okulu)

katılmasını ister. Ancak 9,5 lira yani bir kişinin Sivas´a gidebilmesine yetecek

miktarda para toplanabilir. Tıp Öğrencisi Hikmet Bey Sivas Kongresine

gönderilir. Hikmet Bey, Sivas Kongresinde ABD veya İngiltere manda ve himaye

konusu telaffuz edildiğinde şaşırmış ve çok sert bir tepki göstermiştir. Mustafa

Kemal ´in de bulunduğu bir toplantıda tüm delegelere yüksek sesle "Delegesi

bulunduğum Türk gençliği beni buraya bağımsızlık yolundaki çalışmalara

katılmak üzere gönderdi. Mandayı kabul edemeyiz. Eğer manda fikrini kabul

edecek olanlar varsa bunları şiddetle reddeder ve kınarız. Eğer manda fikrini

kabul ederseniz sizleri hain ilan ederiz " demiş ve akabinde Mustafa Kemal´e

dönerek aynı coşku ve kararlılıkla; "Paşam siz de manda fikrini kabul ederseniz

sizi de reddederiz. Mustafa Kemal´i vatan kurtarıcısı olarak değil vatan

batırıcısı olarak adlandırır ve lanetleriz" demiştir.

Herkesin bu kararlı itiraz karşısında şaşkın ve Mustafa Kemal´in tepkisini merak

ettiği ortamda Mustafa Kemal Paşa Tıbbiyeli gencin çıkışını çok beğenir, mutlu

olmuştur (Bazı kaynaklarda alnından öperek) ve hemen o meşhur cevabı verir:

"Evlat içiniz rahat olsun. Biz azınlıkta kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz.

Manda da yok, himaye de yok. Parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklal ya

ölüm.”

 

Hikmet Bey, Cumhuriyetin ilanından sonra "BORAN" soyadını alır. Erken

denecek yaşta, 46 yaşında veremden ölür. Oğlu ünlü sanatçı, sunucu Orhan

BORAN´dır.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -

TRT Spor Haberler

Ayrıntılı Puandurumu Tablosu
Birlik Gazetesi
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA
Balıkesir Web Tasarım