KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ HASTALIĞI 11.09.2019


Bu makale 2019-09-11 09:16:40 eklenmiş ve 731 kez görüntülenmiştir.
Zikri Evner

Yazımın başlığından devam ediyorum ve soruyorum; Kültür endüstrisi hastalığından neden bir türlü kurtulamıyoruz? Çünkü; kapitalizm virüsü her yanımızı sarmış, sarmalamış durumdadır. Ancak kapitalizmi eleştirmeye başlamadan önce kapitalizmin ne olduğuna, ne olmadığına ilişkin bildiklerimi ve öğrendiklerimi anlatmakta yarar görüyorum. Sosyalizmin babası Karl Marks'ın öne sürdüğü düşüncelerde, özellikle ekonomiye ilişkin görüşlerinde, kapitalist sistemi çok sert ve acımasız biçimde eleştirmesi, yerden yere vurması, onun milliyetçiliği yani ulusçuluğu tümüyle reddetmiş olmasına rağmen, kapitalizm karşıtı, hatta kapitalizm düşmanı fikirleri nedeniyle tarihte yeri doldurulamaz çok önemli bir şahsiyet olmasını sağlamıştır. Karl Marks düşünce ve görüşlerinde, toplumsal yaşamda ekonominin ne denli önemli bir rolü olduğunun bilicinde ve farkında olarak ekonominin temel dinamiği olan emekçilerin yaşayabilecekleri sorunların bugünkü toplum yaşamında dahi kolaylıkla çözülebilmesi amacıyla kendi ideolojik ekseninde formüller ortaya koyarak 1800'lü yılların sonlarında düşünen ve yöneten insanların böylece dikkatini çekmiştir. Marks görüş ve düşüncelerinde önerdiği çözüm yollarında, Devlet adamlarını kapital yani sermaye sahipleri ile işçiler arasındaki ilişkileri şimdikinden daha makul, adalete daha uygun bir şekilde çözülmesi gerekliliği üzerinde etraflıca düşünmeye, bu sorunlarla yakından ilgilenmeye zorunlu kılmış büyük bir 'mütefekkir' yani 'düşünen insan' konumu yerleşmiştir. Aslında 'diyalektik' denilen şey budur.. 

Marksist düşüncenin temel ve bilimsel olduğu, dolayısıyla kendi zıddını kendi içinde bulup kendini geliştirebileceği iddiası bence küçük ölçekte doğruysa da, geniş ölçekte bakıldığında asılsız kalabilir. Ancak bu iddianın içeriği, bizzat insanoğlunun evrensel halinde kendini gösteriyor. Çünkü; serbest piyasayı yaratan insan, Marksist ideolojiyi, piyasanın zıddını yaratıyor ve bundan insan karlı çıkabiliyor..

Karl Marks'ın söylediklerine ek olarak, ben milliyetçiliği yani ulusçuluğu da bu düzlemde görüyorum. Yani 'Marksist ideolojiden çok daha yüksek etki değeriyle bakıldığında milliyetçilik (ulusçuluk)  kapitalizmi gerçek anlamda, kazanımlarını engellemeden kısıtlama gücüne sahip tek araçtır' diye düşünüyorum. Mevcut milliyetçilik yani ulusçuluk anlayışlarıyla bu yapılabilir, demiyorum. Benim ifade ettiğim ve savunduğum milliyetçilik, yani ulusçuluk budur, diyorum. 'Kapitalizm kendiliğinden gelişmiştir, Marksizm ise kendiliğinden gelişmediği için sunidir, yani yapaydır.' Şeklindeki düşünceyi de son derece haklı bulduğumu belirtmek istiyorum.. 

Şöyle ki; “İnsan doğası yoktur, insan davranışı vardır” sözü benim için, doğadan neyi kastettiğimiz konusu saklı kalmakla birlikte, büyük oranda isabetlidir. O yüzden 'Marksizm insan doğasına aykırıdır' demeyeceğim. Ancak insan sonuçta biyolojik bir varlıktır. O yüzden türevsel düzlem kuramının kurallarıyla bakıldığında bu biyolojik canlı yani insan yaşamsal gelişim sürecinde herhangi bir etkileşime girse de o insanın en temelinde bulunan genleri, çevre baskısı ve gen aktarım savaşı büyük rol oynar. Bu açıdan bakıldığında Marksistlerin, bazen birazcık da olsa milliyetçilerle aynı taktikleri kullanarak kendilerine meşruluk yani legalite kazandırmak için 'ilk insan toplulukları komünlerde yaşıyordu' iddialarını ciddi anlamda eleştirdiğimi hatta büyük ölçüde ret ettiğimi söyleyebilirim. Elbette ki o dönemlerde serbest piyasa geliştirecek başka bir paylaşım sistemi yoktu ve paylaşımın dinamikleri o zamanlar başkaydı. Ancak 'o son derece ilkel komün yaşamı' serbest piyasayı doğurma niteliklerine sahip veriler taşıyordu ve bu durum asla sosyalizmi veya kapitalizm değildi. Olan şey Marks'ın dediği gibi, 'tarihte ne olduysa başka türlü olamayacağı için öyle olmuştur' şeklinde ifade edilen gerçekti. Buradan hareketle kimileri elbette ki Marksist kalmaya, sosyalizmi sonuna kadar savunmaya devam edebilir. Ancak bu durumun en doğal, en temel, en insancıl bir düşünce olduğuna inanmak ve iddia etmek bana göre çok saçmadır, aynı zamanda anlamsızdır. Aslında yazımın son bölümünde bilhassa şu görüşlerimi de ifade etmeden bitirmek istemiyorum. Kazanımları varsa da, olmuşsa da genel olarak bakılınca, kapitalizmin hiç değilse belli cephelerde karşıtı olmak, bana göre, insan olmanın bir gereği gibi karşımda durmaktadır. Kapitalizme karşı insan kalbinden 'sana uyum sağlıyorsam da, asla boyun eğmeyeceğim. İhtiyaç duyduğum kadar alacak ve ihtiyaç tanımını benim yerime yapmana izin vermeyeceğim' demeyen adam, adam değildir. 

Bu durumu şöyle de tanımlayabiliriz; 'Aslında olması gereken, kapitalist üretimin Marksizm'den daha etkin ve mümkünse en az onun kadar devingen daha eylemci bir muhalefetle dönüşümünü ve gelişimini sağlamaktır.' Dünkü yazımda belirttiğim 'Kapitalizmin gelişmesi kültür endüstrisi sayesinde olmuştur' teşhisi bence çok önemlidir..

Bana göre; kapitalizmin gelişmesini sağlayan 'kültür endüstrisi hastalığından' kurtulmanın yolu gerçek anlamda Milliyetçi yani ulusçu olmaktan geçmektedir. Milli benlik ve bilinçle kapitalizm sarmalından kurtulmamız mümkündür. Aksi halde hiç boşuna uğraşmayın, yapacak bir şey yoktur!. 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -

TRT Spor Haberler

Ayrıntılı Puandurumu Tablosu
Birlik Gazetesi
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA
Balıkesir Web Tasarım