EMPERYALİZMİN GÜNCELLENME SÜRECİ 24,09,2019


Bu makale 2019-09-24 13:59:44 eklenmiş ve 361 kez görüntülenmiştir.
Zikri Evner

1800'lü yılların özellikle ikinci yarısında başlayan adına emperyalizm denilen düzen, 1900'lü yıllarda altın çağını yaşamış ve 1900'lü yılların sonlarına doğru yerini adına küresel kapitalist sistem denilen yeni dünya düzenine bırakmaya başlamıştı. Küresel kapitalist düzen 1997’de Güneydoğu Asya, 1998’de Rusya’da, 1999’da Arjantin’de, 2001’de de Türkiye’de adeta patlama düzeyine erişmiş durumdaydı. O yıllarda yaşanan sözünü ettiğim bu krizler sınıfsal, özellikle de sermaye içi çatışmalar açısından esaslı sonuçları ortaya çıkardığını dikkate almak ve önemle irdelemek gerekmektedir. Güneydoğu Asya krizini en sert yaşayan ülkelerden biri Tayland'tı. Tayland krizden hemen sonra, neoliberal yeniden yapılanma programını uygulamaya girişti teknokrat karakterde bir hükümet işbaşına geldi. Ancak ortaya çıkan sorun Tayland özelinde uluslararası sermayenin Tayland’ı yağmalama girişimi olarak baş gösterdi ve bunun karşısında küresel ekonomik sistemle entegre olarak ortaya çıkan, fakat uluslararası sermayenin bu türdeki yağmalama girişimi karşısında bir tür defansif cephe kurmaya girişen bir sermaye bloğu siyasal bir atak yaparak iktidarı ele geçirdi. 1997’de başlayan kriz süreci her ülkede farklı sınıfsal konfigürasyonlar içerisinde ve siyasal biçimler altında gelişti ve farklı sonuçlar ortaya çıkardı. Ancak her durumda liberal küreselleşmenin beraberinde getirdiği çatışmasız, çelişkisiz, bütün ülkelerin ve herkesin çıkarına işleyen bir küresel entegrasyon ütopyasını sorgulatır hale sokarken sermaye içi kesimleri de bu işin içine dahil etti. Bu noktada, söz konusu krizler yaşandığında o ülkelerin halkları tarafından yapılan kalkışma ve ayaklanmaları da unutmamak gerekir. Örneğin; 1999’da ABD'de yaşanan Seattle ayaklanması ile ortaya çıkan direnişçi karakterdeki küreselleşme karşıtı hareket, Latin Amerika ve Hindistan gibi coğrafyalarda neoliberalizmin talancılığına karşı beliren toplumsal hareketler, liberal küreselleşmeciliğin alttan gelen bir dalga ile karşılandığını adeta müjdelemekteydi. Yani kısacası belirtmerk gerekirse gerek uluslararası ilişkiler, gerek toplumsal ve sınıfsal ilişkiler liberal küreselleşmeciliğin kavram seti ile açıklanamayacak bir kaynama noktasına ulaşmış durumdaydı. Emperyalizm kavramının bu kaynama noktasında yeniden tedavüle girdiğini görüyoruz. Bu noktada dikkatle irdelenmesi gereken bir başka önemli konu ise ABD emperyalizminin konumunun nasıl değerlendirilmesi gerektiği konusudur. Amerikan kapitalizminin ve devletinin özel yapısı ve küresel ağırlığı, ABD’nin çok özgün tarihsel gelişimi dolayısıyla,ona geleneksel anlamda toprak temelli bir imparatorluk kurmadan diğer kapitalist devletlere önderlik etme kabiliyeti vermektedir. Kendisinden önceki diğer imparatorluklardan farklı olarak Amerikan devleti kendisine bağlı sömürgeler oluşturmak yerine egemen kapitalist devletlerin oluşmasını teşvik ederek, var olan egemen devletlerin de kapitalist toplumsal formasyonlar olarak gelişmesini teşvik ederek ve de elbette bunun için de çoğu kez artan askeri gücünü de seferber etmekten kaçınmadan, onları uluslararası sermayenin yeniden üretiminin koşullarını sağlayacak şekilde dönüştürmeyi hedeflemiştir. Diğer imparatorluklar sömürgelerini korumaya çalışırken ABD’nin toprak temelli olmayan bir 'açık kapı politikası' yürütmesi bu duruma bariz bir örnektir. Britanya İmparatorluğu da Viktorya döneminde siyasi gücü ve donanmasının zorlayıcılığı sayesinde hukuken bağımsız Latin Amerika devletlerine nüfuz edebilmiş, ticaret ve yatırımlarla bu ülkelerde siyasi bir güç olabilmişti. Ancak İngiliz emperyalizmi açısından ekonomik bütünleşme hiçbir zaman teritoryal genişleme ve ilhaktan daha önemli olmamıştı. 'Amerikan küresel egemenliğinin halen bugün de devam eden temel özelliği ve özgünlüğü; kapitalizmin dünya ölçeğinde genişlemesinin ve yeniden üretilmesinin sorumluluğunu almasında yatmaktadır.'
Amerikan devleti mallar, hizmetler ve paranın dolaşımının önündeki tüm siyasal, iktisadi ve kültürel engelleri kaldırmaya kararlı ve buna muktedir 'tek güç' olarak görüldüğü için bugün hala ABD içindeki ve dışındaki kapitalist sınıfların desteğini almakta ve küresel egemen rolüne diğer devletlerde günüllü olarak rıza göstermektedir. İmparatorluk tarihçileri ve emperyalizm kuramcıları arasında tam bir uzlaşma olmasa da ABD emperyalizminin gelişiminin bu özgün boyutunun konuyla ilgili çağdaş literatürde çoğunlukla teslim edildiği görülmektedir. Emperyalleşen Amerikan devletinin bir bütün olarak sermayeyi temsil etme iddiasında olması onun inşa ettiği kurumların, uluslararası finans kurumları ve küresel yönetişim organları gibi yönetimini ağırlıklı olarak belirlediği kuruluşların veya izlediği politikaların kendi ülkesindeki sermayelerle başka ülkelerdeki sermayeler arasında tarafsız olduğu anlamına kesinlikle gelmemektedir. Ancak ABD’nin dünyada yaptığı her işi sadece Amerikan petrol şirketlerinin, güçlü silah sektörünün veya başka sermayelerinin dar çıkarları açısından baktığını da düşünmemek gerekmektedir. Hiç kuşku yok ki ABD tüm bunları üstün gördüğü ve kabul ettiği çıkarları için yapmaktadır. Ancak bunu yaparken diğer tüm sermaye güçlerinin ihtiyaçlarını da hesaba katmaktadır. Böylece hem Amerika’nın hem de yabancılara ait bütün sermayelerin rahatlığını ve esenliğini genel koşullarıyla kurmaya ve korumaya ç.alışmaktadır. Bu durum, kanaatim odur ki, muhtemelen ABD’nin kendi sermayesinin gücüne ve rekabetçiliğine olan güveninden kaynaklanmaktadır. Kapitalizmin 20. yüzyıldaki genel tarihine baktığımızda söz konusu bu durumun bence 'haksız bir özgüven' veya 'epeyce kabarmış yüksek ego' dan kaynaklandığı söylemenin günümüz koşullarında dahi olsa hiçte zor olmadığını düşünüyorum. Öte yandan taşıdığı tüm özel konum ve özelliklerine karşın ABD’nin yine de bir gerileme içerisinde olduğu, bu durumun da uluslararası sistemi daha istikrarsız ve rekabetçi kıldığı bilhassa vurgulamak gerekmektedir. Burada bahsettiğim güncel tartışma konusudur. Yani ABD’nin, bundan sonraki süreçte önde gelen diğer kapitalist devletleri Amerikan egemenliği altına sokan ve bunların ortak çıkarlarını tek başına düzenleyen bir 'imparatorluk' olma iddiasını sürdürüp sürdüremeyeceği ile ilgilidir...

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -

TRT Spor Haberler

Ayrıntılı Puandurumu Tablosu
Birlik Gazetesi
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA
Balıkesir Web Tasarım