GÜNCELLENEN EMPERYALİZM'İN YENİ TANIMI; ALTEMPERYALİZM (26.09.2019)


Bu makale 2019-09-26 11:31:51 eklenmiş ve 506 kez görüntülenmiştir.
Zikri Evner

Altemperyalizm kavramı özellikle Türkiye'nin son dönemdeki güya agresif dış politikası üzerine yapılan tartışmalarda kısmen gündeme getirilmiş, adı anılmaya başlanmıştır. Ben de merak ettim ve araştırdım. Bugün de sizlere altemperyalizm'i anlatmaya çalışacağım. Şimdilik şu kadarını söyleyeyim; Altemperyalizm güncellenen emperyalizmin bence yeni tanımı hatta adıdır, diyebiliriz. Ayrıca günümüzde yeni yapılmaya başlanan altemperyalizm tartışmalarının AK Parti'nin dış politika tercihlerini anlamlandırmakta gayet yaralı olacağını düşünüyorum. Çünkü; Altemperyalizm kavramı bir yandan Amerikan egemenliğinin gerilemesine ilişkin tartışmaların yoğunlaşması, diğer yandan da metropol ülkelerin yani küçük ama ekonomik yönden güçlü ülkelerin etki alanlarının artmasının ötesinde daha çoğulcu bir kapitalist gelişme eğiliminin genel olarak saptanıyor olması dolayısıyla sıklıkla gündeme taşınmaktadır. Uluslararası sermaye birikimi için yeni alt merkezlerin veya bölgesel üslerin ortaya çıkmasıyla emperyalizmin yapısı ve işleyiş mekanizmalarının dönüşüme uğradığına ilişkin genel bir mutabakatın oluşması ve bunu açıklamaya yönelik bir ihtiyacın doğması dolayısıyla altemperyalizm kavramına sıkça biçimde başvurulmaktadır..

 Bu kavrama ilişkin İnternet üzerinden edindiğim bilgilerle başvurduğum kaynaklardan vardığım kanaat şudur; Aslında altemperyalizm kavramı yeni bir kavram değildir.  Bu kavram  ilk kez 1960'ların sonlarında Brezilya'nın değişen dış politikasını analiz etmek üzere bazı iktisatçılar tarafından kullanılmıştır. Ancak altemperyalizmin, kuramsal tartışmalara fazla dahil edilmeden, uluslararası güç dengelerindeki kaymaların gözlemlenmesine dayalı bir şekilde kullanıldığını görülmektedir. Ancak altemperyalizm kavramı kullanılmaya başlandığından itibaren  daha çok nüanslı biçimde, toplumsal ilişkiler analizinin merkezine yerleştiren ve tarihsel bağlam ve kurumsal bağlantıları da göz ardı etmeyen bir kuram olarak geliştirmeye çalışılmıştır. O nedenle ben de altemperyalizm kavramını kapitalist gelişimin dolaysız bir sonucu olmaktan ziyade, yarı çevresel ve  toplumsal formasyonların ürettiği çelişkileri aşmaya yönelik bir sınıf stratejisi olarak gerçekten altemperyalizm kavrayışına ve de esasına ulaşabileceğini düşünüyorum. 

Bu vurguyu biraz daha açmak gerekirse şöyle bir açıklama getirilebilir. Anımsayacaksınız, 1970'lerde bir devletin küreselleşmesi yani daha fazla uluslararası hale gelmesi durumu ulus devletin içinde meydana iktisadi bir süreç olarak tanımlanıyordu. Buna o yıllarda dışa açılma da denilmekteydi. Buna göre Amerikan yabancı sermayesinin Avrupa'da artan yatırımları, bu tarafta yeni bir sınıf fraksiyonunun ortaya çıkmasına neden oluyordu. Bu durumda da ulus-devlet içinde yoğunlaşmış güç ilişkilerinin ciddi biçimde değişmesini gerektiriyordu.  Bir yandan Amerikan egemenliğine ve Amerikan sermayesinin hakimiyetine tabi olmak, diğer yandan da kendi ekonomik temeline ve sermaye birikimine sahip bu yeni iç burjuvazinin ortaya çıkan çelişkili durumu ulus-devletlerin göreceli özerkliğini güçlendirerek yeni sorumluluklar almasına neden oluyordu. Çünkü bu yeni egemen sınıf fraksiyonu, kendisini, iç piyasaların dar ufkuyla asla  sınırlamayan, uluslararası pazarlara ulaşmayı hedefleyen bir sermaye kesimi tarafından oluşturuluyordu.

Bu yöndeki anlayış ve kavrayışa göre; Türkiye gibi yarı çevresel durumda veya gelişmekte olan kapitalist ülkelere yönelik uygulanan küreselleşme süreçlerinin sonucunda bu ülkelerde de yeni bir egemen sınıf fraksiyonunun geliştiğini söylenebilir. Hatta belki de eşitsiz ve bileşik gelişme dinamiği dolayısıyla yarı çevresel durumdaki ülkelerde burjuvazi içi farklılaşmaların daha keskin olduğu söylemek de mümkündür. Türkiye'de de bu sermaye fraksiyonu kökeni daha eski olmakla birlikte son on hatta on beş yıl içinde epeyce serpilmiştir. Bu sermaye fraksiyonunun etkisiyle Türkiye sermayesinin dış ticaret rakamlarında açıkça gördüğü üzere Ortadoğu ve Afrika ülkelerine yönelimler sözünü ettiğim bu sermaye kesiminin öncülüğünde gerçekleşmiştir.. 

Buradan çıkarılacak sonuç; Eğer devleti her sınıfın ve egemen sınıf fraksiyonun parselleyebileceği bir alan olarak görmüyorsak ya da bu araçsal mantıktan kaçınmak için Türkiye'nin Ortadoğu ve Afrika açılımları olarak sunulan dış politika aktivizmini, bu sermaye kesiminin iktidar bloğu içerisindeki mücadeleyi de yansıtan bir siyasal egemenlik projesi olarak görmemiz gerekir. Bu sınıf oluşumunun gündeme getirdiği egemenlik projesinin dış politika alanında bölgesel emperyal bir yönelim geliştirdiğini söyleyebileceğimiz kanaatini taşımaktayım. Elbette bu bağlantıları kurmanın ülke siyasetinin özellikle son on yılda yaşadığı dönüşümleri analiz etmek açısından da sonuçları olacaktır..

Ancak yine de 'altemperyalizm' kavramını kullanırken biraz daha temkinli olmakta yarar görüyorum. Çünkü emperyalist zincirin daha üst halkalarına kıyasla çok daha istikrarsız oldukları görülmektedir. Çoğu ülke ekonomilerinin bağımlı yapısı, devletlerinin kapasitesi, diğer büyük ve bölgesel güçlerin tepkisi gibi bir dizi faktör dolayısıyla 'altemperyalist güçler' sürekli olarak yeni meydan okumalarla karşılaşabilirler. Dolayısıyla günümüzde arkasındaki toplumsal sınıfsal dinamiğin Türkiye'yi bölgesel emperyal bir vizyon geliştirmeye teşvik etmesi, bu projenin başarısını kesinlike garanti etmediği görülmektedir...

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -

TRT Spor Haberler

Ayrıntılı Puandurumu Tablosu
Birlik Gazetesi
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA
Balıkesir Web Tasarım