DEĞİŞEN HİÇ BİR ŞEY YOK AMA.. 2.11.2019


Bu makale 2019-11-02 10:09:09 eklenmiş ve 167 kez görüntülenmiştir.
Zikri Evner

Bu kez yazılarımın yer aldığı arşivimi karıştırırken değil, sadık bir okurumun, daha doğrusu sevgili bir dostumun anımsatması üzerine bu sütunlarda geçen yıl bugünlerde bu sütunlarda yayımlanan ‘gazeteciliğe dair’ bir yazımı bulup, bir kez daha dikkatle okudum ve sizlere o yazıyı biraz güncelleyerek ve biraz da özetleyerek yeniden aktarmaya karar verdim. ‘Neden?’ derseniz; “Aradan geçen yaklaşık bir yıllık süreçte benim açımdan ve lehime değişen hiçbir şey yok!” Birazdan o yazımı okuyunca daha iyi anlayacaksınız ama şu kadarını söyleyeyim; Gazeteciliğe dair yazmaya başlayınca söze ‘gazetecinin gazeteciliği öldürmek aslında dibe vurmaktır!’ cümlesiyle başlamak en doğrusudur, sanırım. Bunu söylerken ihtirasa dönüşmüş hırslarıyla üç kuruşluk menfaatleri uğruna azami gayret içinde gazeteciliği öldürürken kendilerinin göğe yükseldiğini sanan aslında dibe vuran aklı tutulmuş o malum aymazları, asalakları kast ediyorum, bilmem anlatabildim mi?.
24 Ekim 1988’de başlayan meslek yaşantım 31 yılı doldurdu. Dobra Dobra adıyla ilk köşe yazım 1996 yılının Ekim ayında sermayemle değil emeğimle kurucu ortakları arasında yer aldığım Haberci gazetesinde yayımlandı. Sonraki süreçte birkaç farklı yerel gazetede yazmaya devam ettim. Gerçi köşe yazıları yazmaya 1996’da başlamadım. Yazarlık geçmişim biraz daha eski tarihlere dayanıyor. 1990’lı yılların başında merhum Ekrem Balıbek’in Yeni Haber gazetesinde de şimdiki gibi her gün değil haftada iki veya üç gün çeşitli güncel konulara ilişkin makalelerim yayımlanırdı. 1992 yılının sonlarında RADYO 10’da maç ve haber spikerliğiyle mesleğin bir diğer alanında faaliyet göstermeye başladığımda haftanın dört günü gerçekleştirdiğim söyleşi programlarından birine ‘DOBRA DOBRA’ adını verince daha sonraki süreçte gazetelerde yazdığım yazıların köşe ismini aynısını vermeyi uygun buldum. Meslek yaşamımın 1999 yılı Aralık ayından 2011 yılının Nisan’ına kadar geçen yaklaşık 11 yıllık bölümü şimdilerde yerinde yeller esen yerel televizyon kanalı Karesi TV’de Haber Genel Yönetmenliği, Haber Programları yapımcılığı ve sunuculukla geçti. Yazılı basına 2011 yılı Haziran’ında Ekspres gazetesiyle tekrar dönüş yapınca ‘DOBRA DOBRA’ yine Balıkesir yazılı basınındaki yerini aldı. O tarihten 2014 yılı Şubat’ına kadar EKSPRES de daha sonrasında ise yani 2016 yılının 31 Mart’ına kadar aynı şirketin bir diğer yayın organı Marmara gazetesinde günlük olarak ‘DOBRA DOBRA’ adıyla bana ayrılan sütunlarda yazmaya devam ettim. Ardından hem EKSPRES hem de Marmara gazeteleri satılınca kısa bir süre bu gazetelerin yeni sahipleriyle yoluma devam etmek istedim ama olmadı, yolları ayırdık ve ben rotamı DEMOKRAT gazetesine çevirdim. Ama DEMOKRAT gazetesi çatısı altında da işler, ‘tüm özveri ve sabrıma rağmen’ benim dışında gelişen ve geliştirilen negatif koşullar nedeniyle pek de iyi yürümedi ve ben ‘daha fazla ısrar etmenin bir gereği yoktur, kalmamıştır, herkes kendi yolunda yürüyebildiği kadar yürüsün’ diyerek buradaki yaklaşık 8 aylık serüvenime son verdim. Sonrasında ise ARTI HABER'de devam ettim. Bu yılın Nisan ayında EDDA Ajans bünyesindeki BİRLİK Gazetesinde yazmaya başladım. İnşallah burası son durak olur. Çünkü buradan sonra bir başka durakta inecek kadar mecalim ve takatim kalmadı . Artık, sağlık durumum hiçte elverişli değil, yaşımda ilerledi, o yüzden mesleğin olağan akışı içindeki hareketliliğe ve gayet stresli ortamlara dayanmakta zorlanıyorum açıkçası!.
Tüm bunları neden anlattığıma gelince; Ben, ne bu köşeye dahası ne de bu mesleğe yıllar önce paraşütle inmedim veya birileri tarafından indirilmedim. Dönemin muktedir geçinen egemenleri tarafından telkin veya tavsiyelerle bu işin içine sokulmadım. O nedenle hiç kimseye hiçbir dönemde herhangi bir diyet borcum, en ufak bir gebeliğin olmamıştır. Bundan sonra da olmayacaktır. Mesleğe muhabir olarak başladım, boynumda fotoğraf makinesiyle elimde not defterimle yıllarca kar, yağmur çamur, soğuk, sıcak demeden koşturdum, durdum. Doksanlı yılların başında mikrofonla, aynı yılların sonunda ise kamerayla yani ekranla tanıştım. Dürüstlüğüm, sahip olduğum yeteneklerimle kendimi kısa sürede geliştirmiş olmamdan dolayıdır ki, 31 yılı aşan meslek yaşamımın yaklaşık 19 yılı yerel gazete, radyo ve TV’de yönetici konumunda geçti. Onca yıl kendimi daima onurlu bir meslek insanı, emekçisi olarak gördüm ve gazeteciliği her platformda ve her koşulda sadece gazetecilik için yaptım. Tek düsturum, dürüstle tarafsızlık, hedefim ise elimden geldiğimce gerçek basın özgürlüğü için mücadele etmek oldu. Yaşı 54'e erişmiş, meslek hayatımda 31 yıla ulaşmış, kıdem ve deneyime sahip, eskisi kadar pek aktif olmasa da her şeye rağmen dimdik durabilmeyi başarabilmiş bir gazeteci olarak bu memlekette çok sevdiğim mesleğim gazeteciliğin öldürülüşünü, maalesef eli kolu bağlı yani elimden pek bir şey gelmeyen biçimde izliyorum. Bu yüzden de hemen hergün kahroluyorum!.
Bu durum; 12 Eylül 1980 darbesinden sonra zamana yayılarak, aşamalı ve kademeli, başlangıçta gayet usulca kimseyi ürkütmeden ve uyandırmadan ama sistemli biçimde işlenen bir demokrasi cinayetidir! Çünkü basın özgürlüğünü yok etmek yanı zamanda demokrasiyi de yok etmekle eşdeğerdir. Totaliter bir dünya görüşüne sahip olduklarını düşündüğüm muktedir egemenlerin inşa etmeye azami gayret ettikleri otoriter rejim ve toplum modelinde basın özgürlüğüne ve dolayısıyla gerçek gazeteciliğe yer yoktur!. Yaşanan bazı gelişmelerden gözlemlediğim kadarıyla muktedir egemenlerin hem genelde hem de yerelde medyada bağımsız, namuslu ve profesyonel gazetecilerin ya da dürüst, namuslu gazetecilik kaygısı taşıyan bir yayıncılık anlayışının varlığına asla tahammül edemediğini düşünüyorum. O muktedir egemenlerin medyası zaten tek merkezden yönetim anlayışını benimsemiş durumda değil midir? Bu tür medyada görev alanların ya da görevlendirilenlerin rekabetçi oldukları tek alan, iktidarın kendilerine her gün dikte ettiği politik söylem ile verdiği enformasyonu kimin daha vurucu biçimde kağıda ve yayına aktarabildiğiyle sınırlıdır. Günümüzde, böyle bir medya ortamında gazeteciler arasında bir habercilik rekabeti asla söz konusu değildir! Ama ben bu kadarına da şükrediyorum, çünkü bu kadar da olsa yazabiliyor, ifade edebiliyorum. Tek satır yazamayanlar, tek cümle konuşamayanları düşündükçe açıkçası halime şükrediyorum! Şükrediyorum ama asla pes etmiyor, teslim olmuyor, dolayısıyla da kesinlikle de onlara biat etmiyorum, etmeyeceğim de!.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -

TRT Spor Haberler

Ayrıntılı Puandurumu Tablosu
Birlik Gazetesi
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA
Balıkesir Web Tasarım