ERMENİ İDDİALARININ ASIL SEBEBİ.. 12.11.2019


Bu makale 2019-11-12 11:43:45 eklenmiş ve 93 kez görüntülenmiştir.
Zikri Evner

Batılılar Haçlılar döneminden başlayarak yüz yıllar boyunca Kötü Türk imajı ile beslenmiş olan, Birinci Dünya savaşı sırasında sahnelenen gerçek dışı Türk karşıtı propagandalardan etkilenen toplu belleğin, Ermeni diasporasının yalan ve iftiralarını incelemeyen kör bir bakışın sonucu olabilir. Kimi ülkelerin Eyalet ve Belediye Meclisleri ile Parlamentoların yetki gaspı yaparak her hangi bir ülkede 'soykırım suçu işlenmiştir!' diye karar almaya yetkili değildir. Bu kurumların kendini yargı yerine koyarak siyasi karalar alması dünyada kutsal kabul edilen Adalet ilkesine ağır darbe vurmaktadır. Oysa hukukun temel kavramı her hangi bir suçlama karşısında gerçek yada tüzel kişinin kendini sonuna kadar savunma hakkı vardır. 1915 yılında Osmanlı Ermenilerine karşı suç işlendiğini iddia edenlerin lafı ile çıkarılan kararlar açıkça göstermektedir ki, bu mesele mesnetsiz ve siyasidir. Demokrasi ve adaletten bahseden Batı, şimdi bu ciddi bir yanılgı içinde olduğunu mutlak fark etmelidir. 8 Şubat 1948 tarihli uluslararası soykırım sözleşmesi iki açıdan ihlal edilmektedir. Birincisi; Yargı ve değerlendirme yetkisi olmayan parlamentoların Birleşmiş Milletler'ce çerçevesi çizilen ve güvence altına alınan sözleşmeye aykırı hareket etmektedir. Fransa Devletinin başı olan Cumhurbaşkanı bu yasayı onaylayarak, hükümeti sorumluluk altına alan ciddi bir hata yapmıştır. İkincisi ise soykırım suçu gerçek kişilerce işlenebileceği halde bu güne kadar gerçek kişilere açılmış bir hukuki dava açılmamış, usule uygun bir işleme rastlanmamıştır: Bu durum göstermektedir ki tüm iddialar hukuk dışı ve yalandır. Bu noktada 'Ermeni iddialarının asıl hedefi nedir?' sorusuna yanıt aramak gerekmektedir, diye düşünüyorum.
Saygıdeğer okurlarım bu bölüme kadar yaşanmış tarihi olayları ve olayların gelişmesi ile hukuki yönünü değerlendirmeye çalıştım. Bu bölümde Ermenilerin yaptıkları tüm manevralarla neyi hedeflediklerini araştırmaya devam etmek istiyorum. Buraya kadar okuyup değerlendirmeye çalıştığımız olaylarda asıl hedefinin farklı olduğu kanaati zannediyorum sizlerde oluşmuştur. Yani 'siyasi değerlendirmelerden hukuksal sonuç elde etme çabalarına acaba kimler alet olmaktadır?' Ermenistan, Türkiye’nin tek taraflı olarak soykırım suçunun kabul edip özür dilenmesini istemektedir. Yürütülen kampanya stratejinin temel amacı; Osmanlı Devletini siyasi bakımdan mahkum ettirmek, Bu kararın arkasından toprak,tazminat ve diğer hukuki sonuçlar çıkarmaktır. Tarihi sonuçlarıyla değerlendirmekten kaçan Ermeni Diasporası siyasi karalarla Türkiye’ye fatura ödetmek istemektedir. Bu çerçevede Ermeni propagandacılar, Başta ABD Başkanı olmak üzere birçok lidere ve ülkeye bu tezi kabul ettirmek istemektedir. Şu ana kadar Türkiye’de umdukları ve istedikleri oranda taraftar bulamayan gruplar meseleyi dış destekli bir platforma çekmek istemektedir. Ermenistan hukuk dışına çıkmak istemektedir. Türkiye’ye 'sınırlarınızda ve topraklarınızda gözümüz yok!' diyerek aslında takiye yapan Ermenistan Yöneticileri bir yandan da sınır protokolünü tek taraflı fes ettiğini açıklamaktadır. Uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler'in kararlarını tanımamak anlamına gelen bu davranışı iyi niyetli olarak yorumlamak mümkün olabilir mi? Dünya’ya servis edilen sözde haritalardan anlaşılan Batı Ermenistan toprakları diye belirtilen haritalar iyi niyetli kabul edilebilir mi? Türkiye bu meseleyi AGİT ve AB konseyi çerçevesine taşıyıp, sınırın değişmezliği konusunda gerekli girişimleri mutlak yapmalıydı.Dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı Gül’ün Ermenistan ziyareti Türk tarafının pozitif niyetini ortaya koymuştur, ancak Diaspora ve Ermenistan bu iyi niyetli girişim kısa zamanda unutmuştur. Uluslararası hukuk ve BM karalarını zorlayan Ermenistan’ın Çözümsüzlükten sonuç çıkarmak istedikleri açıktır. Ermeni propagandasının mimarları her koldan çalışmaktadır. ABD ve AB üzerinde geniş kapsamlı lobi yapan Ermeni diasporası Bir çok ülkede veya eyalette parlamento ve meclislerinde siyasi kınama kararları aldırmayı başarmıştır. Belki anımsayanlarınız olacaktır, 16 Kasım 1993 tarihinde Amerikalı Tarihçi Bernard Lewis'in tarihin yanlış okunup yorumlandığını belirtmesi sonucunda Fransız adaleti bu konuda çıkarılan yasaya dayanarak mahkum etmişti. Bu durum Fransız adalet sisteminin çıkarlarına göre düşünmeyi ve ifade özgürlüğüne ne kadar dar baktığını göstermektedir. Bu ve benzer olaylar birlikte değerlendirilince iki yüzlü bir adalet sistemi karşısında meselenin ne boyuta gideceği kestirilememektedir. Ermeni iddialarına hak,hukuk gibi kavramları hiçe sayarak yaklaşan AB parlamentosu da 18 Haziran 1987 tarihinde Ermenileri cesaretlendiren bir karar almıştı. Bu kararların Fransız parlamenterlerin aktif çabasıyla çıkarıldığı da bilinmektedir. AB parlamentosu 15 Kasım 2000 tarihinde de Türkiye’nin tam üyelik yolunda bir ilerleme raporunu görüşülürken, raportörün itirazına rağmen sözde soykırım iddialarını kabul etmesini ifade eden bir önergeyi kabul etmiştir. Bu bağlayıcı olmasa bile AB’nin meseleye bakışı açısından fikir vericidir. Aynı hata stratejik ortak ABD'nin dış ilişkiler komisyonunda tekrar etmiştir. Yani 'Ermeni diasporasının sistemli yalanları' ABD temsilciler meclisinde yandaş bulmuştur. Diasporanın asıl hedefi belki de kullanıldıkları merkezlerden sağladıkları mali kaynaklarını kaybetmemektir..
Biraz uzun oldu ama bu konuya ilişkin edindiğim bilgileri ve kişisel görüşlerimi sizlere ayrıntılı biçimde anlatmış oldum. Umarım yararlı olmuştur...

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -

TRT Spor Haberler

Ayrıntılı Puandurumu Tablosu
Birlik Gazetesi
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA
Balıkesir Web Tasarım