ATATÜRK'E SALDIRANLAR İNANÇ VE AKIL FUKARASIDIR! 13.11.2019


Bu makale 2019-11-13 11:02:55 eklenmiş ve 84 kez görüntülenmiştir.
Zikri Evner

Kendimi bildim bileli Atatürk'e türlü yalanlar, gerçek ve akıl dışı iftiralarla yazılı ve sözlü olarak saldıranların varlığından ne yazık ki haberdarım. Demem şu ki; son 40-45 yılllık zaman diliminden bahsediyorum. Daha öncesinde yok muydu elbette vardı. Bu soysuz densizler bilhassa son 15-16 yıldır bu türden saldırı, iftira ve yalanların dozunu epeyce artırdılar ve de alenileştirdiler. Çünkü egemen güçlerin sonsuz hoşgörüsüyle(!) eskisi gibi Atatürk'e yönelik iftira ve yalanlarla saldırmanın karşılığında uygulanan ceza ve yaptırımların hiçbir caydırıcılığı, psiko sosyal açıdan dahi hiçbir ürkütücülüğü ve korkutuculuğu kalmamış gibidir!.
Evet, Atatürk'ü koruma kanunu halen yürürlüktedir ama günümüzde caydırıcı olmaktan uzak kalmıştır. Çünkü Atatürk' e hakaretten verilen cezalar ya kadük kalmaktadır ya da bu densizler yargılanırken yargıçlar takdir haklarını 'iyi hal indiriminden yana' kullanmaktadır veyahutta Atatürk'e hakaret edenler 'meczupmuş gibi' değerlendirerek cezaevlerine değil geçici ve kısa bir süreliğine akıl hastanelerine gönderilmektedir. Atatürk'e hakaret ederek saldıranların akıl sağlığının yerinde olduğundan şüphe etmek elbette en gerçekçi yaklaşımdır ama Atatürk'e her hakaret ederek saldıranında meczup yani deli olduğu kanaatine vararak hiçbir cezai yaptırım uygulamamak ve doğrudan tımarhaneye göndermekte o akıl yoksunu densizleri Atatürk'e hakaret ettiği için ödüllendirmekle eşdeğer bir durumu somutlaştırmaya yaramaktadır. Bu konuya girmişken sizlere konuyla ilgili hemen bir anekdot aktarmak isterim. Geçenlerde benim gibi yaklaşık 35 yıldır yazan, çizen, okuyan, soran ve sorgulayan ama dünya görüşü, hayat felsefesi benimle aynı olmayan farklı siyasal iklimlerin insanı olmamıza rağmen dürüstlük, karşılıklı saygı, sevgi ekseninde görüşmeye konuşmaya devam ettiğimiz bir arkadaşımla bu 'Atatürk mevzusunu' konuştuk, birazda tartıştık. O arkadaşım bana kendisinin yıllar önce okuduğu ve epeyce etkilendiği Rıza Nur’un 'Hayat ve Hatıratım' adlı kitabının 'ideolojik taassubunu doyuran bir dedikodu hazinesi' gibi olduğundan bahsederek uzun yıllar Atatürk' ten bahsederken hatta yazarken dahi 'Atatürk' demediğini 'Mustafa Kemal' veya sadece 'Gazi' demeyi tercih ettiğini itiraf etti. Ama aynı arkadaşım bilhassa son 11 yıldan beri artık konuşurken de yazarken de Atatürk adını kullanmakta hiçbir sakınca görmediğini de belirterek şunları söyledi;
"Mustafa Kemal Atatürk’le ilgili yıllar önce dolaşıma sokulan her türlü müptezelliklerin dayandığı ana kaynak, Sinop'ta 'Rıza Nur İl Halk Kütüphanesi' ne adını veren şahsın, yani Rıza Nur’un 'Hayat ve Hatıratım' adıyla 4 cilt olarak yayımlanan anılarıdır. Benim de gençken merakla heyecanla okuduğum kitaplardan biriydi o kitap. O kitapta anlatılanların aslında siyasal hesaplaşmaların, kişisel kin ve garezin ürünü, hastalıklı bir ruhun eseri hezayanlar olduğunu malesef sonradan farkına vardım. Bu kitap büyük bir sırrı öğrenecek olmanın hevesiyle yanıp tutuşan dindar gençler arasında yıllarca elden ele dolaştı, bilhassa 1980’li yılların başında el altından bu kitabı bulur, alır ve okurdu. Benim gibi birçok dindar genç o kitabın etkisi altında kalmıştır. 'Hayat ve Hatıratım' ideolojik taassubumuzu doyuran bir dedikodu hazinesi gibiydi. Rıza Nur'un o kitapta yazdıkları, anlattıkları bilinçten ziyade bilinçdışına aitmiş gibi görünüyordu. Benim gibi o kitabı ve o kitaba benzer kitapları okuyanlarda önyargıdan daha çok ideolojik bir refleks oluştu. Bu durum belki de muhafazakar mahalleye aidiyetin bedeliydi. Şöyle ki, ideolojik grupların alerji duydukları konular ve seçtikleri kelimeler vardır. Örneğin ben yıllarca 'Tanrı' demedim 'Allah' dedim. 'olanak' demedim, 'imkân' dedim. Demediklerimden biri de Atatürk’tü. Hep Mustafa Kemal dedim, Atatürk demekten kaçındım. Hiç kuşkusuz bu, övmek zorunda bırakıldığım bir tarihsel figürü zorla övmekten kaçınma güdüsüydü. Hiç hakaret etmedim ama zorlama sıfatlara da boyun eğmedim. Atatürk’ten dünya görüşüme uygun olarak ve daima kendimi en iyi hissedeceğim şekilde, “Gazi Mustafa Kemal” olarak söz ettim. Ta ki 2008 yılına kadar. O yıl senin bana bir başkasının hediyesi olan Atatürk'ün NUTUK'unu bana hediye etmemle düşünce dünyamda birçok şey değişime uğradı. Nutuk'u bir kez değil tekrar rekrar en az beş kez okudum, inceledim. Bir anlamda bilinçlenerek Atatürk ile barıştım. Ama hala muhafazakarım, mutaasıbım, dindarım ve de böyle olmaktan guru duyuyorum. Ancak bugünün geçkin ve yetişkin 'apışarası tarihçileri' işte bu Rıza Nur'un 'Hayat ve Hatıratım'a ait bazı sayfaların arasından devşirdikleri yalan yanlış bilgilerle tarihi kurguluyorlar, adeta tarihi yeniden yazdıklarını zannediyorlar. Siyasal zeminde vasat ve de müsait olduğunda entelektüel zemin de müsaitleşir ve vasatlaşır. O kitapta ve benzer kitaplarda yazılanlar aslında tarih değil, taassub ve iftira belgesi olan yalanlardan ibarettir. İdeolojik bir kampın adamı olarak o tür kitapları okuyup düşünenler genellikle karakter zaaflarıyla birleşen ideolojik nefretleri sayesinde bu tür haltlar karıştırmaya yani Atatürk'e hakaret etmeye çok hevesli olurlar. İnsanı soyuyla, ailesiyle, yakınlarıyla vurmak ve kökenlerini algı operasyonlarında malzeme olarak kullanmak bizim gibi salt soy asabiyesine dayalı toplumların yazgısıdır bir bakıma. Yanlış mıyım, öyle değil mi Zikri bey kardeşim?"
Valla doğru söze ne denir? Eyvallah denir herhalde!.
Cumhuriyet tarihi boyunca sadece Atatürk değil, İsmet İnönü, Celal Bayar, Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan, Alarslan Türkeş, Turgut Özal, keza şimdiki Cumhurbaşkanı Tayyib Erdoğan, bir önceki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e yönelik olarak da icraat veya icraaasızlıklarını eleştirmenin ötesinde soy ve geçmişleriyle ilgili bu türden dedikodular yapılmamış, hatta iftiralar atılmamış mıdır?.
Ne yazık ki; 'siyasetin de, bilimin de kanalizasyon çukurlarından beslenen ahlakdışı bir yanı hep olmuştur, halen olmaktadır.' Ama hepsi bir yana konunun Atatürk ile ilgili tarafı çok yoğun biçimde çirkinlik, rezillik, yalan, iftira doludur. O nedenle çok açık biçimde cesurca haykırıyorum ki; Tüm bunları yapan soysuz hainlerin topunun Allah belasını versin, onlar henüz hayatta iken dahi kabir azabı içinde kıvranıp inleye inleye geberip gitsin!..

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -

TRT Spor Haberler

Ayrıntılı Puandurumu Tablosu
Birlik Gazetesi
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA
Balıkesir Web Tasarım